Çocukluğumun ilk dönemlerinde, duymazdım bana söylenen şeyleri. Büyük güçlüklerle bana konuşmayı öğrettikleri zaman, ancak birinin bir kâğıda yazdığı yazıyı okuduktan sonra, ben de düşüncelerimin akışını iletmeyi başarabildim. Bir gün, uğursuz bir gün, güzellik ve saflık bakımından gelişiyordum; herkes bu olağanüstü yeni yetmenin zekâ ve iyiliğine hayranlık duyuyordu. Birçok bilinç, onun ruhunun tahtını yerleştirdiği duru çizgileri görünce kızarırdı. Gözlerinde bir meleğin bakışlarını gördüklerinden, ona ancak saygıyla yaklaşıyorlardı. Ama hayır, bütün annelerin kendilerinden geçercesine öptükleri onun o gösterişsiz ve soylu alnında, gençliğin mutlu güllerinin bin bir çeşit çelenkler halinde sonsuza dek açmayacağını çok iyi biliyordum. Kaygısız ve tedirgin edici kürelerle yıldızlanmış kubbesiyle evrenin belki de düşlediğim kadar büyük olmadığını duyumsamaya başlıyordum.