Orta Asya’dan billur pınarlar gibi fışkırıp gelen Türk soyuna,yeşilce otlaklar az gelip serince pınarlar yetmez olunca,akıncılar batıya,Rum ellerine sefer kıldılar.Kanatlı atlılarla,rüzgâra dolanan uzun saçları ile erler,ellerinde ok ve yay,Rum ellerinde ayak basmadıkları toprak,içmedikleri su bırakmadılar.Ve gördüler ki,batının yeşili bolca,suyu çokça,havası bir hoş.Yağmur Beyler,İnal Beyler,Sanduk Beyler ve yiğitleri,ok ve kılıçları ile açtıkları yollarda,zaman zaman ermiş kişilere rastladılar.O erenlerle,dindaş ve soydaştılar.Onların atları ve kılıçları yoktu,kopuzları vardı,dillerinde”Tek Tengri”vardı.İslâm nurunun taşıyıcısı ve yayıcısıydılar.Sultan Tuğrul’un,Çağrı Başbuğ’un ve dahi Sultan Alparslan’ın gönderdikleri vardı aralarında,kendi gönüllerinin buyruğuna uyup gelenler de.Yollarda,dağlarda,kentlerde bu erenler:
“Lâ ilâhe illallah Muhammeden resûlullah.”
söylüyorlardı,halk derleniyordu çevrelerine…Alp erenlere,rüzgârla yarışanlara o yollar,daha bir kolay açılıyordu.
Orta Asya’nın alp yiğitleri,bu toprakları”Ak Topraklar”deyip,sevip,yurt kılınca…Erenler,gittikçe genişleyen halkalar misali,daha içerlere,batıya,kuzeye,güneye yayılagittiler…