Fiiliyatımızın kaynağı, kendimizi zamanın merkezi, nedeni ve sonucu zannetmeye bilinçsizce meyilli olmamızdadır. Reflekslerimiz ve gururumuz, teşkil ettiğimiz et ve bilinç parçasını bir gezegene dönüştürür. Eğer dünyadaki konumumuzu doğru olarak anlayabilseydik; eğer kıyaslamak, yaşamaktan ayrılmaz olsaydı, mevcudiyetimizin ufaklığının açığa çıkması bizi ezerdi. Ama yaşamak, kendi boyutlarına karşı körleşmektir.
Özlem bir anlığına yeni durumunu unutuyor, "Bana gelin de size bir deniz ürünlü paella yapayım," diyor.
"Olur, olur" diye gülüyor kızlar. "Biz küçük tüpümüzü, tavamızı alıp otele geliriz. Sen midyeleri, karidesleri, al yeter."
Özlem de gülüyor, hiç bozuntuya vermiyor. Ağrı ilk o zaman yokluyor işte. Kızlar gülünce kafasına dank ediyor, İstanbul'da artık gidecek bir evi olmadığı. O ana kadar, annesinden kaldığı gibi muhafaza ettiği, her yaz en az üç kere Ege karidesleri ve Ada midyeleriyle paella yaptığı aydınlık mutfağı hatırlıyor, gözleri doluyor.