Dəhşətli orasıdır ki, biz yaşlı adamlar, keçmişimizdə məhəbbət yox, günahları olan biz... birdən-birə pak və məsum bir xilqətlə yaxınlaşırıq; bu nə qədər murdar, nə qədər yaramazdır, buna görə özünü ləyaqətsiz bir şəxs kimi hiss etməməyi bacarmırsan.
Bu "halk" sözcüğü çok belirsiz, -dedi Levin.- Bucak kâtipleri, öğretmenler ve bin köylüden belki biri neyin söz konusu olduğunu biliyordur. Geri kalan seksen milyon, Mihaylıç gibi, bırak iradesini belirtmeyi, hangi konuda iradesini ifade etmesi gerektiği üzerine en küçük bir fikre bile sahip değildir. Bunun halkın iradesi olduğunu söylemeye nasıl hakkımız olabilir?
Levin, ne yapması gerektiğini kesin olarak biliyordu, aynı şekilde bütün bunları nasıl yapması gerektiğini ve hangi işin diğerlerinden daha önemli olduğunu da tam olarak biliyordu.
Ancak bu, yalnızca bir yalan değildi, bu, kötü bir gücün, kötü, iğrenç ve boyun eğilmesi olanaksız bir gücün acımasız alayıydı. Bu güçten kurtulmak gerekiyordu. Kurtuluş herkesin kendi elindeydi. Kötülüğe olan bu bağımlılığı sona erdirmek gerekiyordu. Bunun tek çaresi vardı: Ölüm.
Mutlu bir aile babası ve sağlıklı bir insan olan Levin, intihara birkaç kez öyle yaklaştı ki, kendini asmamak için ipi sakladı, vurmamak için silahla dolaşmaktan korktu.
Ama Levin kendini vurmadı, asmadı da, yaşamaya devam etti.