Bu küçük varlığa karşı hissettiği şey, hiç de beklediği gibi değildi. Bu duyguda neşeli ve sevinçli hiçbir şey yoktu; tersine yeni, acı veren bir korkuydu. İnsanın zayıf olduğu yeni bir alanın bilincine varmasıydı. Ve bu bilinç ilk zamanlar o kadar acı verici, bu çaresiz varlığın canı yanmasın diye duyulan korku o kadar güçlüydü ki, bebek hapşırdığında Levin'in hissettiği anlamsız sevinç ve hatta gurur duygusu bu korkunun arkasında fark edilmeden kalmıştı.
Levin, bu minicik, acınacak yaratığa bakarken ona karşı içinde babalık duygusunun birtakım işaretlerini bulmak için boşuna çaba harcıyordu. Bebeğe karşı tek hissettiği tiksintiydi.
Levin, bugün yaşadığı koşullarda, amaçsız ve anlamsız, üstelik aşırı para harcadığı bir yaşam sürerek, sarhoşluk ettikten (kulüpte yaptığı şeye başka bir ad veremiyordu), bir zamanlar karısının âşık olduğu adamla biçimsiz dostluk ilişkilerinden, düşmüş demekten başka bir ad verilemeyecek bir kadını daha da biçimsiz bir şekilde ziyaret ettikten ve bu kadına gönlünü kaptırdıktan ve karısını üzdükten sonra rahat rahat yatıp uyuyabileceğine bundan üç ay önce dünyada inanmazdı. Ama yorgunluğun, uykusuzluğun ve içtiği içkinin etkisiyle rahat ve derin bir uykuya dalmıştı.
Levin bu ilginç konuşmayı izlerken Anna'ya, Anna'nın güzelliğine, zekâsına, bilgisine, aynı zamanda basitliğine ve açık yürekliliğine hayran oluyordu. Levin dinliyor, konuşuyor ve duygularını tahmin etmeye çalışarak sürekli onu, onun iç dünyasını düşünüyordu. Ve eskiden Anna'yı o kadar sert bir şekilde kınamış olan Levin, şimdi tuhaf bir düşünce akışı yüzünden onu haklı buluyor, aynı zamanda ona acıyor ve Vronskiy'in onu tam olarak anlamamasından korkuyordu.