Böyle olmasaydı, bizler baştan sonra dürüst olsaydık, o zaman her tartışmada sadece gerçeği günışığına çıkarmaya çalışırdık, bunun ilk dile getirdiğimiz düşüncemiz mi, yoksa karşımızdakinin görüşüne mi denk düştüğüne aldırmazdık: Bu hiç fark etmezdi ya da en azından tamamıyla ikincil sayılırdı.
Ölümün ne olduğunu bilmiyordu ama içgüdüsel olarak haberdardı. Ölüm bilinmeyen yabancı gücün kendisiydi. Başına gelebilecek en kötü şeydi. Felaketlerin en büyüğü ve hakkında hiçbir şey bilmediği, fakat o güdüyle korkulması gereken bir olguydu.
Yavru kurdun içindeki mutluluk tanımlanamazdı. Soyundan gelen savaşçı ruhu ortaya çıkmıştı. Farkında olmasa da yaşam denen şey buydu. Bu, varoluşun anlamı; yaşamının amacıydı. Et için öldürmek ve öldürmek için savaşmak. Hayata ne yapmak için geldiyse onu yaparak yaratıcısını onurlandırıyordu.