7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 11:56
Eser, kitabın baş kahramanları olan Selim ve Leyla'nın lise dönemini konu alarak başlıyor. Selim, lisede arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi çok sevmeyen, ergenlik yıllarını kitap okuyarak geçiren bir gençtir. Aynı sınıfta okuduğu Leyla'ya âşık olur; ancak Leyla'nın bundan haberi yoktur. Selim, arkadaşının tavsiyesi üzerine Leyla'ya bir mektup yazar ve arkadaşı da bu mektubu ona ulaştırır. Leyla mektubu okur ancak ilk başta tepkisiz kalır. Leyla ve Selim birbirine zıt iki karakter gibidir. Hatta kitapta bu durum ikisi için şöyle anlatılır: Leyla,"Sanki hayatı, bir çizgi üzerinde ilerleyen, her hamlesi önceden hesaplanmış kusursuz bir matematik problemiydi. Sayılar arasında güvendeydi. Aşk ise çözülemeyecek bir bilinmeyendi ve o, bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor ne de bir merak taşıyordu; sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu." Selim için ise "ruhu fırtınalarla sarsılan, direncini yitirmiş, rotasını şaşırmış, kaybolmuş bir gemiye benzerdi" ifadesi kullanılır. Selim ikinci mektubunu yazar ve bu kez bir buluşma yeri de belirler. Okuldan sonra mahallenin arka sokağındaki pastanede buluşup yüz yüze konuşacaklardır. Bu buluşmanın ardından ilişkileri ilerler. Liseden mezun olduktan sonra Leyla'nın babası da onların birbirlerine olan bağlılıklarını fark eder ve evlenmelerine rıza gösterir. Evlendikten sonra aynı evde yaşamalarına rağmen birbirlerine mektup yazmaya devam etmeleri benim çok hoşuma gitti. Bir süre sonra Zeynep adını verdikleri bir kız çocukları olur. Selim çok okuyan ve yazmayı seven bir karakterdir. En büyük hedeflerinden biri yazar olmaktır. Bir sabah her şeyden habersiz şekilde uyanır; kapı çalar ve gelen polisler hiçbir açıklama yapmadan onu alıp götürür. Selim, yaşadığı bu durumu Franz Kafka'nın Dava adlı eserinin baş kahramanı Josef
1000Kitap
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
9/10
·500 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:21
Sabia ve Fikret Köy Enstitüsü' nde okuyan iki öğrencidir. Birbirlerini severler, ileride mutlu bir yuva kurmanın hayalini kurarak mezun olmayı beklerler. Fakat hayat onları beklenmedik yaşantılara sürükler. Fikret' in okumasına ,öğretmen olmasına vesile olan ustasının yiğeni Leyla köy ağasının oğlu tarafından tecavüze uğrar ve hamile kalır. Fikret ustasına gönül borcunu ödemek için Leyla ile evlenir. Leyla ile evliliğini bebek doğduğunda bitireceğini, Sabia' dan onu beklemesini ister.Sabia mezun oluncaya kadar onu bekler ancak Fikret geri dönmeyecektir.Sabia bir gün Fikret' in evine gider. Ondan onu sevdiğini, bebeğin ondan olmadığını duymak ister. Ancak Fikret kızının kendi kızı olduğunu söyler. Sabia yıkılır ve bir daha hiç karşılaşmazlar. Fikret kızının adını Sabia' yı daima yanında hissetmek için Sabia koyar. Sabia' ya olan aşkının hiç bitmeyeceğini ve kendisini asla sevmediğinin farkına varan Leyla arkasında bir şiir bırakarak intihar eder.Fikret yıllarca öğretmenlik ve yazarlık yaparak kızını büyütür. Sabia ise öğretmenlik yaparken kocasını terk eden, ailesi tarafından reddedilen bir kadın ( Aynur )ve oğlunu (Tarık)evine alır. Bir süre sonra Aynur ölür ve Sabia Tarık' ı okutur, büyütür, onun manevi annesi olur. Sabia hayatı boyunca sevgisini kalbine gömer ve hiç evlenmez. Dergilere yazılar gönderir ve isminin gizli kalması için adını Nedret olarak değiştirir. Tarık annesini 80 öncesi karışık dönemden korumak için hastaneye yatırır. Nedret' in doktoru ise Fikret' in kızı Sabia' dır. Babasının kitap ayıracının aynısını Nedret' te gören Sabia şüphelenir. Derin bir araştırma ve itiraflar sonucu Nedret' in Sabia olduğunu, kendisinin tecavüz çocuğu olduğunu öğrenir.Bu arada hapishanede olan babasının yazdığı mektuplar eline geçer. Bu aşkta herkesin masum
KeşkeSema Soykan · Alfa Yayınları · 20211,989 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·392 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 00:00
On Dakika Otuz Sekiz Saniye, daha ilk sayfalardan itibaren insanı rahatsız eden ama elinden de bıraktırmayan bir hikâyesi var. Leyla’nın ölümünden sonraki son on dakika otuz sekiz saniyesinde geçmişine dönerek hayatını anlatması fikri çok çarpıcıydı. Özellikle Leyla’nın çocukluğunda ve gençliğinde yaşadıkları beni çok etkiledi. Toplumun dışına ittiği insanların hikâyelerini okumak bazen zorlayı olabiliyor çünkü anlattıkları maalesef hiç de uzak ya da imkânsız şeyler değil. Ama kitabı benim için özel yapan sadece Leyla değildi. Etrafında kurduğu dostluklar da çok güzeldi. Kan bağı olmadan bir ailenin nasıl oluşabileceğini, insanların birbirlerine nasıl tutunabildiğini görmek içimi ısıttı. Hikâyenin en karanlık anlarında bile o dostluk hissi vardı. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey şu oldu: Bir insanın hayatı, onu hiç tanımayanlar için birkaç kelimeden ibaret olabilir ama her hayatın içinde koskoca bir dünya var. Leyla’nın hikâyesi de bana bunu hatırlattı. Hüzünlü, sarsıcı ve düşündürücü bir kitaptı.
On Dakika Otuz Sekiz SaniyeElif Şafak · Doğan Kitap · 20197,1bin okunma
Leyla ile Mecnun
Puan vermedi·416 syf.··
2026 41. kitabı
Eserimiz aslında iki kişiyi anlatmaktadır biri Fuzuli. Tabiki de kendine neden Fuzuli dendiğini çok önemli konu halinde işlemiştir; Dünyaya gelişi fuzuli olmayan bir kişinin gönlünden dökülen beyitlere, sözlere dem vuran ve her nefeste bize bunu yaşatan İskender Pala’ya ne kadar teşekkür etsek azdır elbet. Lakin böyle eserlerde divanda edebiyatında nirvana'ya ulaşmış Fuzuli’yi görmek ve şu an ki yetişen nesillere aktarmak tabi ki de taktir edilecek bir durumdur. İskender Pala gerçekten divan edebiyatını ve o dönemlere ait büyük şahsiyetleri kaleminde çok güzel anlatmaktadır. Her karakterde bir kez daha bizi yıllar öncesine götüren bir eser her beyitte gözlerden dökülen yaşlar... Kitabın temel konusunu ele almak gerekirse: bu kitap da “Mana’dan Madde’ye”, “Gönül’den Akıl’a”, “Soyut’tan Somut’a”, “Değer’den Değersiz’e” bir yol vardır ve akar gider. Ruhtan bedene gelen bir sevgi , ilgi ve malamayet... Hazine değerinde bilgileri 450 sene sonra tekrardan nakış nakış işlemek, tekrardan okuyucularına öğretmek için çabalamak gerçekten büyük özgüvendir bana göre.
1000Kitap
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşkİskender Pala · Kapı Yayınları · 200423,5bin okunma
Puan vermedi·430 syf.·
2026 42. kitabı
Bu tarz kitaplar iyi ki yazılmış diyorum. Çünkü dönemi anlatıp gelecek nesillerin öğrenmesinde yardımcı olduğunu düşünüyorum. Ve bence en çokta bu yüzden yazılmalı. Tarihsel olarak o zaman sekiz milyon Afrikalı mülteciymiş. Önce kitabı okurken beni düşündürüğü noktalardan söz edeceğim. •Coğrafya kader miydi? Kendinizi savaşın ortasında olan bir şehirde hayal edin. Bütün komşularınız, tanıdıklarınız kaçmış ya da can vermiş. Evler yıkılmış, araçlar parçalanmış ve sokakta işgalciler dolaşıyor... •Planlar yaparız ama bazen bazı şeyler bizim elimizde olmaz. Mesela Meryem bilmiyordu tanımadığı biriyle evleneceğini. Leyla ise evlenmemek için kuru fasulye yiyip kaçırmak isterken kendini hemen biriyle evlenmek zorunda olacağını. Hayat acı veya tatlı sürprizlerle dolu. Ve ne kadar plan yaparsak yapalım bazı şeylerin önüme geçilmiyor. (Uzun bir süre bunu düşündüm Planlar planlar...) •Aile hayatımızda ne kadar etkili bir faktör? Bence eksikliği bile etkileyebilen bir faktör. •Kadın, toplumun anlayışına göre vezir de oluyor rezilde...* Ve eş olarak seçtiğiniz kişi sizin hayatınızı şekillendiriyor. Tabi bazen devreye aile, hayat, şans ve kader girebiliyor. Kitabımız dönemi o kadar gerçekçi yansıtmış ki... Şöyle örnek vereyim: "çürümeye başlamış, hâlâ naylon çoraplı ve mor lastik ayakkabılı sağ ayağı, iki hafta sonra bir çatının üzerinde bulundu(...)" Akıcı, duygusal ve Afganistanın siyasi olaylarından da bahsetmiş. Aşk, acı, aile, savaş, anlam, hayat, toplum... işlenen, hissettirilen konulardan bir kaçı. Keyifli Okumalarınız Olsun. 🩷
1000Kitap
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,4bin okunma
Puan vermedi·430 syf.··
2026 4. kitabı
Mariem ve Leyla'nın hikâyesi boyunca aslında iki kadını değil, bir ülkenin kırılmış ruhunu okudum. Edebiyat bazen tarihin yapamadığını yapar. Resmî kayıtların, savaş raporlarının ve istatistiklerin anlatamadığı insan hikâyelerini görünür kılar. Bin Muhteşem Güneş'i bitirdiğimde aklımda kalan şey Afganistan'ın siyasi tarihi değil, o tarihin altında ezilen insanların sessiz çığlıklarıydı. Haled Hüseyni'nin başarısı da burada ortaya çıkıyor. Romanı okurken savaşın kendisinden çok savaşın gündelik hayatta bıraktığı izlerle karşılaşıyoruz. Bir annenin korkusunda, bir kız çocuğunun yarım kalan hayallerinde, bir kadının suskunluğunda ve bir evin duvarları arasına sıkışmış çaresizlikte... Mariem karakteri üzerine uzun süre düşündüm. Çünkü onun hikâyesi yalnızca bireysel bir trajedi değil. Dünyanın birçok yerinde kadınların doğdukları andan itibaren taşımak zorunda bırakıldığı görünmez yüklerin sembolü gibi geldi bana. Leyla ise aynı hikâyenin başka bir yüzü. Daha umutlu, daha dirençli ama aynı ölçüde yaralı. Roman boyunca en çok dikkatimi çeken şey, Hüseyni'nin karakterlerine acı çektirmek için olaylar yaratmaması oldu. Acı, zaten yaşadıkları dünyanın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Belki de bu yüzden kitap bu kadar sarsıcı. Çünkü yaşananların çoğu kurmaca gibi değil, gerçeğin ta kendisi gibi hissettiriyor. İnsan bazen özgürlüğünü kaybettiğini fark eder. Daha büyük bir trajedi ise hiç özgür olamadığını fark etmektir. Romandaki kadınların mücadelesini okurken sık sık bu düşünceye döndüm. Çünkü onların savaşı yalnızca silahlarla ya da rejimlerle değil; aynı zamanda kendilerine biçilen kaderlerleydi. Kitabın en güçlü taraflarından biri de umudu romantikleştirmemesi. Burada umut büyük zaferler şeklinde karşımıza çıkmıyor. Bazen yalnızca hayatta kalabilmek, bazen bir
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,4bin okunma