gençtim ya, ne fark eder deyip geçerdim.
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim.
bilmeden farkı istemişim.
ona aşık olabilir miydim? derin bir mutluluk hissediyor ve endişeleniyordum. bu mutluluğu ciddiye almanın tehlikeleriyle hafife almanın bayağılığı arasındaki ruhumun sıkışabileceğini, kafamın karışıklığından çıkarıyordum.”
mutlu anlardan geriye kalan eşyalar, o anların hatıralarını, renklerini, dokunma ve görme zevklerini bize o mutluluğu yaşatan kişilerden çok daha sadakatle saklarlar.
Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu.
desem ki sen benim için,
hava kadar lazım,
ekmek kadar mübarek,
su gibi aziz bir şeysin;
nimettensin, nimettensin!
‘sevsem, döksem içimi haykırırcasına. çok olsam, hiç olsam birisine. evimde şenliğim, neredesin?’