Sevincin dışında, her durumda gaddarlık vardır. Schadenfreude (başkasının üzüntüsüne sevinme), bu şeytani sevinç bir yanlış anlamadır. Kötülük yapmak bir zevktir, sevinç değil. Dünya üzerin de tek gerçek zafer olan sevinç, özünde saftır, yani kendi içinde ve tezahürleri bakımından her zaman şüpheli olan zevke indirge nemez.
Bir inancı doğru olduğu için değil (hepsi doğrudur zaten), karanlık bir güç bizi ona ittiği için kabul ederiz. Bu gücün bizi terk edecek olması da bitkinlik ve iflas, kendimizden geriye kalan şeyle baş başa kalmak demektir.
Olup biten her şey bana tehlikeli geliyor - en iyimser durumda, yararsız. Gerektiğinde kıpırdayabiliyorum ama eylemde buluna mıyorum. Wordsworth’un Coleridge hakkındaki şu sözünü iyi, çok iyi anlıyorum: Eternal activity without action (eylemsiz ebedi etkinlik).
Önemli ölçüde sıradanlığı olmayan gerçek sanat yoktur. Cesur bir tarzın tuhaflığına başvuran sanat çabuk bıktırır, çünkü ayrıksılığın bir örnekliğinden daha katlanılmaz bir şey yoktur.
Zaman bizi yaraladıkça, onun elinden kaçıp kurtulmak isteriz.
Hatasız bir sayfa, hatta bir cümle bile yazmak, sizi oluşun ve onun çürümelerinin üstüne yükseltir. Ölümü, yok olup gitmeyenin söz aracılığıyla, bizzat hükümsüzlüğün simgesi aracılığıyla aranmasıyla aşarız.