Ömer kürekleri bırakarak duyulur
duyulmaz bir sesle konuşmaya
başladı: “Böyle bir geceyi bütün
varlığımızla içemeyişimizin sebebi
kafamızı birçok saçma şeylerin
doldurmuş olmasıdır. On bin yirmi
bin sene evvelki insanlar gibi
olabilsek, tabiatı onların gözüyle
görsek muhakkak ki şimdi burada
böyle sükûnetle oturamazdık. Onlar
güneşi, ayı, falanca büyük tepeyi veya
filan bulutu ve yıldırımı babalarının
hayrına mı Allah yaptılar? Onlar
tabiatta saklı duran ruhu bizden iyi
anlamışlardır. Halbuki bizim bunu
yapmamıza imkân yok. Minimini
kafalarımızı ukalaca kitaplar,
birbirinden çürük bilgiler, neticesi
olmayan hesaplar ve Allah kahretsin,
karmakarışık menfaat düşünceleri
dolduruyor... Söyle, hangi ilim, hangi
şiir, hangi aşk, hangi devlet bu
manzaradan daha güzel, daha muhteşemdir? Buna rağmen
burnumuzu kaldırmadan bozuk
kaldırımlarda yürüyüp gitmekte
devam ediyoruz. Dünyadaki
insanların acaba kaç binde biri şu
anda başını aya çevirmiştir? Halbuki
o her şeyi, herkesi görüyor ve
gafletimizin üstüne o tatlı, o iyi