Sosyoloji çok bildiğim bi alan değil tanımlarına uygun yazamayabilirim, siz anlatmak istediğim kısma odaklanın.
Kitabı okurken hakkında yazılmış tezlere baktım, özellikle kırmızı pazartesi ile mukayeselerine.
Genel olarak töre/ataerkil düzen/namus cinayeti kavramları üzerine yazılmıştı yazılar.
Ataerkil düzen deyince benim zihnimde kadının ezildiği erkeğin her dediğinin olduğu bi dünya canlanıyor.
Peki kitapta ne var? Cinsellik üzerinden güdülen bi toplum. Kadın da erkek de aynı derece mağdur olabiliyor ya da aynı derece baskı yapabiliyor. İnceleyelim
Büyükanne: tüm oğullarını bir kadını öldürmek için kışkırtması, torununa ve oğluna aynı anda kıyamayıp çelişki yaşaması ama annelik acısının baskın çıkması ile toplumda fikrini açıkça beyan eden bir kadın figürüydü.
Esme: kocası öldükten sonra ölene kadar ev işlerini çekip çevirmesi, oğlunu bırakıp gitmeyi reddetmesi, Abbasın cesedini herkesin elinden kurtarıp gömmesiyle mücadeleci bir kadın figürüydü.
Abbas: sevdiği kadının peşine düşse de alamamış, yetersizliği nedeniyle toplumca katledilmiş erkek bir figür.
Halil: ataerkilliği tek başına yüklenmiş karakter bu oluyor o zaman. Beğendiği kadını zor kullanarak elde etmiş kitabın muradına ermiş tek kahramanı.
Amcalar: annelerinin sözlerini yerine getirmemeleri, Esmeye güzelliği nedeniyle kıyamamaları, toplum ne diyecek kaygısı ile Hasanı vermeyip Esmeyi sürmeleri ile ezilen ama gocunmayan figürler.
Yani bakınca ataerkil toplum değil cinselliğin fıtri bir gerçeklik olarak kabul edilmediği yersiz bi toplum görülüyor kitapta. Sırf aksiyon aradığı için olaya müdahil olan insanlar sebebiyle iyice delüzyon yaşayan Hasan bu yersizliğin kurbanı oluyor sonuçta.
Eşlik eden şarkı: dam üstüne çul serer dinleyecektim ama Halilim nenni dediği için dinleyemedim. Keşke gerçekten