Ela

Ela
@librariann
Yarını yarın düşünsün.
İstanbul Üniversitesi
24 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Hafif Spoiler İçerir.
Puan vermedi·112 syf.·
2026 2. kitabı
Kör Baykuş, insanın kendi içine düştüğü karanlığın en çıplak hâlidir. Ölüm hissinin kendisi zaten korkunç bir şeyken, asıl ürpertici olanın insanın ölmüş olduğunu hissederek yaşamaya devam etmesi olduğu bu eserde açıkça görülür. Anlatıcı, yaşam ile ölüm arasında sıkışmış bir bilinç hâliyle karşımıza çıkar; nefes alır ama yaşamaz, hisseder ama ait olamaz. Bu yüzden kitap bir olay örgüsünden çok, bir ruhun yavaş yavaş çözülüşüdür. Yazar, kaotik ve hastalıklı bir zihnin duygu ve düşüncelerini son derece berrak bir şekilde aktararak dikkat çekici bir başarı ortaya koymuştur. Bu zihinsel kırılmanın kökleri ise karakterin geçmişinde gizlidir. Daha doğmadan hayatının bir çıkmaza sürükleneceği bellidir. Babasının annesine duyduğu yoğun aşk, annenin kayıtsızlığıyla karşılık bulur; annenin haz, eğlence ve şehveti her şeyin önüne koyması, çocuğun dünyasında derin bir boşluk yaratır. Bu durum, yalnızca bir ilgisizlik değil, aynı zamanda ruhsal bir aktarım gibidir. Annenin dengesizliği, karakterin zihninde yankılanan bir çatlağa dönüşür. Anlatıcının halasıyla büyümesi ve anne sevgisinden mahrum kalması, onun sevgiye dair algısını temelden bozar. Halasına duyduğu ilgi ve süt kardeşiyle evlenmesi, sevgi ile saplantının birbirine karıştığını gösterir. Sevgi, onun dünyasında doğal bir bağ değil, eksikliğin yarattığı bir bağımlılık hâlidir. Bu yüzden kurduğu ilişkiler sağlıklı değil, kırılgan ve hastalıklıdır. Eserdeki kadın figürü, anlatıcının zihnindeki bölünmüşlüğün en belirgin yansımasıdır. Bir yanda ulaşılmaz, neredeyse kutsal bir kadın; diğer yanda ise bedenine indirgenen, aşağılanan ve nefret edilen bir eş vardır. Anlatıcı, karısına karşı hem derin bir aşk hem de yoğun bir nefret besler. Onun başka erkeklerle birlikte olması, bu çelişkiyi daha da keskinleştirir. Kadın ya
İnsan ve Duygular
Kör BaykuşSadık Hidayet · Pales Yayınları · 201836,6bin okunma
Reklam
Puan vermedi·405 syf.·
2025 17. kitabı
Uğultulu Tepeler bende hep şöyle bir his bıraktı: Sevginin bazen insanı iyileştirmekten çok hırpaladığı o karanlık yer. Heathcliff ile Catherine’in ilişkisi aşk değil, daha çok birbirinin yarasını kaşıyan iki ruh gibi. Onların o tutkulu, yıkıcı bağı beni kendine çekti. Kitabın kasvetli havası, rüzgârı, o yalnız tepeler… Hepsi karakterlerin içindeki fırtınayla aynı ritimde. Belki de o yüzden sevdim: Gerçek hayatta kimsenin söylemeye cesaret edemediği duyguları açıkça yüzüne vuruyor.
İnsan ve Duygular
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Anonim Yayınları · 201157,9bin okunma
8/10
·264 syf.·
2020 23. kitabı
Sevdiğimiz ya da sevmediğimiz bir insanın önce sesini, sonra yüzünü, en son da kokusunu unuturuz. Zaten doğduğumuzda da güvende olduğumuzu annemizin kokusunu alarak hissetmez miyiz? Patrick Süskind romana başlarken Annesinin doğurur doğurmaz kendi kokusunu almasına fırsat vermeden balık tezgahının altına attığı çocuğunda pis kokuyla kendisini güvende hissetmesine yoruyorum Grenouille'lun insanların arasında kendisini güvende hissetmemesini. İnsanı uzun bir süre etkisi altında bırakan koku romanı aslında kendi benliğimizi sorgulatmaktanda kaçırmıyor. Kendi kokusunu bilmeyen bir insan kendi benliğini bilebilir mi?
Edebiyat
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 201827,3bin okunma
Puan vermedi·400 syf.·
2020 22. kitabı
Tanturalı Kadın kendi benliğini unutmayan, yaşadığı yeri en içten özümsemiş olan bir kadın. Falanjistlerin köylerini işgal etmesi ve İsrailin yaptığı soykırımlar sonucu hem babası ve iki abisini kaybetmesine hem de binlerce insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Köyden ayrılan kadınlarının bir gün dönmek ümidiyle evlerinin anahtarlarını boyunlarında saklayan kadınlar umudun hep var olduğunu okuyucuya hissettiriyor. Kitapta bazı bölümler sonuçsuz kalmış ama anlatılmak istenen duyguyu hissetmek çok olağan. Doğrusu kitabın sonu beni pek tatmin etmedi fakat okumaya değer bir kitap.
Edebiyat
Tanturalı KadınRadva Aşur · Ketebe Yayınevi · 2025750 okunma