Anlamıştı ki, zenginleşmek günah olmak şöyle dursun, her yurttaşın görevi idi. Namusuyla çalışarak para kazanan, ulusunun rahatını da artırmış oluyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hayatı İlya İlyiç’i garip bir düşünüşe götürmüştü : Onca hayatla bilgi arasında bir uçurum vardı ; bu uçurumu kapamaya girişmek bile istemiyordu : kafasında hayat ayrı şey, bilgi ayrı şeydi.
Bunca kâğıt, vakit, mürekkep harcanarak doldurulan bu yapraklar ne işe yarayacak ? Bütün bu ders kitaplarından ne çıkacak ? Ne diye altı yedi yıl bir yere kapanıp programlar, azarlar, dersler içinde ölesiye didinmeli ? Ne diye koşmaktan, oynamaktan, eğlenmekten zorla kendini yoksun etmeli ? Bunun sonu yok ki... Ne zaman yaşayacağım ben ? Bunlardan çoğu hayatta hiçbir işe yaramayacak. Çiftlikte iktisadın, cebirin, geometrinin bana ne yararı olacak ? Tarih ona yalnızca insanlığın ne kadar zavallı olduğunu öğretmişti : Bir dönemde insanlık felaketlere uğruyor, mutluluğunu yitiriyordu ; sonra bütün gücüyle çalışıp çabalamaya koyuluyor, iyi günlere kavuşmak için türlü cefalara katlanıyordu. Nihayet tarihin bir döneminde insanlık rahata kavuşacak gibi oluyor ; artık tarihin kendisi de rahat edecek, diyorsunuz. Nerede ? Tekrar işler bozuluyor ; her şeyin altı üstüne geliyor ; insanoğlu yeniden çalışıp çabalamaya başlıyordu... Güzel günler bir türlü sürmüyor : hayat değişiyor, her şey durmadan bitip yeniden başlıyordu.