Lider
EMRETMEDEN YÖNETEBİLİYORSANIZ LİDERSİNİZ DEMEKTİR.
Duygu ve Düşünce
Çalıştığım kurum ekmek kapım Tigem Susuzluğun umutsuzluğun ve ceylanların coğrafyası bir yanda Türkiyenin en büyük çiftliği öbür yanda mağaralarda barınan sınırdaki hayatlar Atlas ceylanpınarda devlet üretme çiftliğine tanık oldu Atlas sayı 98 mayıs 2001 Allah ve Resûlü en iyi bilendir Allah Teala en çok kitabı Azimüşşanı olan yüce kitabı Kuraanı okumamızı onunla ibadet yüce  etmemizi ister o yüce kitaba uyan susuzluğunu dindirecek ve asırlardır dünyaları yöneten koca islam medeniyeti ve ilmini yeniden yükseltecektir bugün Allah Tealaya ulaştıran istikamet yolu çalışmaktır mağaralarda yaşayan insanlara yurt ve barınma imkânı sağlamaktır Ceylanpınar Tarım İşletmesi Müdürlüğüde insanlara iş olanağı sağlamak ceylanpınarın simgesi olan ceylanlara barınak olmak amacı ile ilk kez 1937 yılında kurulmuştur tarımda lider kuruluş Tigem efendimiz SAV rüya üç çeşittir diyerek bunlardan birincisi Allah’tan bir müjde olan salih rüyadır insanların en büyük isteğidir iş sahibi olmak ve en büyük kazancımızdır elimizin ekmek tutup kimseye minnet etmemek kişinin yaşadıkları rüyasına yansır buyuruyor efendimiz SAV sıkıntısı tasası olmayan akşam evine ekmek götüren kişi en temiz rüyayı görür bugün Suriye devletine 64 km sınırı olan ve sağladığı iş gücü ile rüyaları gerçeğe dönüştürmek isteyen çalıştığım kurum 1984 ten beri devlet bünyesinde tigem olarak çalışmalarına devam ediyor arazi varlığımız 1 milyon 633 bin dekar
Duygu ve Düşünce
Reklam
SİLİKON VADİSİ’NİN KARANLIK AYNASI: PETER THIEL, PALANTİR VE TEKNO-FEODALİST "ÇIKIŞ" FELSEFESİ 21. yüzyılın ilk çeyreği geride kalırken, küresel güç dengeleri ulus devletlerin egemenlik alanlarından çıkarak, insanlık tarihinin en büyük veri ve sermaye tekellerini elinde tutan dar bir teknokratik elitin eline geçmiştir. Bu yeni nizamı, kurduğu algoritmik yapılar ve finanse ettiği radikal siyasi figürlerle el altından dizayn eden en hegemonik aktör ise şüphesiz Peter Thiel’dir. Thiel, sadece Silikon Vadisi’nin en güçlü yatırımcılarından biri değil; felsefi temellerini demokrasi düşmanlığı, esoterik seçkincilik ve toplumsal sözleşmenin mutlak reddi üzerine kuran yeni bir ideolojik akımın, yani "Tekno-Feodalizm"in baş mimarıdır. Onun dünyayı algılayış biçimi, kurucusu olduğu gözetim şirketi Palantir’in küresel operasyonları ve son olarak ailesini Arjantin’e taşıyarak gerçekleştirdiği fiziksel kaçış, insanlığın karşı karşıya olduğu totaliter geleceğin entelektüel haritasını sunmaktadır. I. CONFINITY'DEN BEYAZ SARAY'A: PAYPAL MAFYASI VE İKTİDARIN SÖZLEŞMELİ MİMARİSİ Bugünkü küresel teknopolitiğin köklerini anlamak, 1998 yılında Peter Thiel tarafından kurulan şifreleme yazılım şirketi Confinity ile Elon Musk’ın X.com adlı çevrimiçi bankacılık girişiminin birleştiği o tarihsel kırılma noktasına geri dönmeyi gerektirir. Birleşik yapının idaresini üstlenen Elon Musk, sistemin altyapısını Microsoft platformuna taşımak istediğinde, Unix mimarisinde ısrar eden Max Levchin liderliğindeki yazılım mühendislerinin sert direnciyle karşılaşmıştır. Bu teknik çatışma, Thiel’in öncülük ettiği bir iç darbe ile Musk’ın görevden alınması ve şirketin adının PayPal olarak değiştirilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu erken dönem kriz, Thiel’in yönetim felsefesinin ilk açık kanıtıdır: Teknik veya
Felsefe
Vance’in İsviçre müzakereleri için "en erken yarın" demesi ve Katar ile Pakistanlı yetkilileri beklemesi, Trump yönetiminin sahadaki petrol ve Hürmüz krizini durdurmak için ne kadar zamanla yarıştığını gösteriyor. Trump kameralar önünde "İran 60 gün içinde anlaşmazsa fena yaparız" diye ültimatom verirken, Vance arkada anlaşmayı hemen yarın başlatmak için İsviçre'ye koşuyor. Çünkü 17 Haziran’da imzalanan o 14 maddelik mutabakat zaptı (MOU) çok taze, kırılgan ve sahada patlamak üzere. Trump, temmuzda Ankara’daki NATO Zirvesi’ne eli boş ve petrol fiyatları fırlamış bir şekilde gitmekten ölesiye korkuyor. Vance’in "Hürmüz’den son 24 saatte 16 milyon varil petrol geçti, kapatıldığına dair kanıt görmüyoruz" savunması, küresel piyasaları sakinleştirmek için yapılmış muazzam bir "algı yönetimi" operasyonudur. Trump daha yeni Truth Social’da "60 günlük ateşkes boyunca Hürmüz’de geçiş ücreti (toll) alınmayacak" diye tweet attı. Demek ki perde arkasında bir "ücret/haraç" krizi ya da Boğaz'ın fiilen kilitlenme riski zaten var. Vance, eski bir deniz piyadesi ve izolasyonist (içe kapanmacı) kanadın temsilcisi olarak bu savaşı en başından beri istemiyordu. Şimdi Fox News’ta "Trafik akıyor" diyerek hem ABD borsalarını korumaya çalışıyor hem de sigorta şirketlerinin ve tankerlerin bölgeden kaçmasını engellemeye çalışıyor. Vance’in "İsrail hükümeti içinde bazı görüş ayrılıkları olsa da..." itirafı çok kritiktir. İsrail, Trump’ın İran ile apar topar bu ateşkes/müzakere masasına oturmasından ve bölgede ABD bütçesini korumaya çalışmasından son derece rahatsız. Sahada ateşkesi sabote edecek hamleler yapıyorlar. Vance, Netanyahu kanadından gelen bu çatlak sesleri yumuşatmak için "Trump'ın tutumu net" diyor. Ancak unuttuğu bir şey var: Washington koridorlarında Lindsey Graham gibi şahinler,
1000Kitap
1. "İran Ordusunu Yendik" Masalı ve İç Piyasa Popülizmi Trump’ın "Şimdi ABD, İran ordusunu yendi ya, popülerliğini artırmak için arkadaş olmak istiyor" cümlesi, "Hürmüz krizini" örtbas etme çabasının devamıdır. Sahada Hürmüz Boğazı daha 24 saat önce kapanmış, 17 Haziran İslamabad Mutabakatı ağır yara almış ve İsrail ile İran restleşirken; Trump içerideki tabanına ve seçmene "Biz zaten İran ordusunu yendik, her şey kontrolümüz altında" illüzyonunu satıyor. Kendi yarattığı bu "sahte zafer" üzerinden Meloni gibi Avrupalı liderleri "fırsatçılıkla" suçlayarak, dış politikadaki kırılganlığı muazzam bir narsisizm kalkanıyla gizliyor. 2. Avrupa Sağının "Atlantik" İkilemi ve Meloni’nin Reddi Trump, Meloni’nin İtalya’da popülerliğinin düşmesini çok rasyonel (kendince) bir sebebe bağlıyor: "İran’ı engelleme konusunda ABD’yi reddetmesi (Gerçi NATO da aynısını yaptı ya!)" Jeopolitik Gerçek: Giorgia Meloni, Avrupa’da "sağcı/milliyetçi" bir lider olmasına rağmen, Trump-Vance kliğinin o "izolasyonist", müttefikleri satan ve Rusya/İran ile apar topar maliyet odaklı anlaşmalar yapan çizgisine her zaman şüpheyle yaklaştı. Meloni ve İtalya Dışişleri, bütünüyle AB ve geleneksel NATO (Atlantik) çizgisine bağlı kaldı. Trump, Meloni’nin bu "ideolojik" ve kurumsal direnişini, yani ABD’nin peşine takılıp Ortadoğu ya da Ukrayna’da pervasız maceralara atılmamasını bizzat İtalyan halkının Meloni'yi cezalandırma sebebi olarak sunuyor. Arada NATO’ya da çakarak ("Gerçi NATO da aynısını yaptı ya!"), Temmuz’daki Ankara NATO Zirvesi öncesi ittifaka karşı ne kadar öfkeli ve bilenmiş olduğunu açıkça itiraf ediyor. 3. Diplomatik İntihar: İtalya Dışişleri Bakanı'nın ABD Ziyaretini İptali Bir G7 müttefikinin (İtalya) Dışişleri Bakanı’nın, sırf bu "fotoğraf" ve "yalvarma" hakaretleri yüzünden resmi
Siyaset
Sende Evde Kaldın
Antropologlar der ki, insan toplulukları hayatta kalma ve üreme üzerine kuruludur. Evet, biyolojik bir gerçek bu. Ama biz artık mağara devrinde yaşamıyoruz. Modern dünyada birey, kendi anlamını yaratma hakkını kazandı. Yine de kolektif bilinçaltımız hâlâ “evlen, yuva kur, çocuk yap” komutunu tekrar tekrar fısıldıyor. Özellikle kadınlara. Çünkü tarih boyunca kadının değeri, doğurganlığı ve ev içi rolü üzerinden ölçüldü.Psikoloji bunu “sosyal rol teorisi” ile açıklıyor. Toplum bize roller biçiyor ve biz de o rollere uymazsak dışlanma korkusu yaşıyoruz. Karen Horney’in “nevrotik ihtiyaçlar” kavramı burada devreye giriyor: Sevgi, kabul görme ve aidiyet ihtiyacı o kadar güçlü ki, insanlar mutsuz bir evliliğe razı oluyor, yalnız kalmaktansa. Oysa Carl Jung’un “bireyleşme” süreci tam tersi bir yolculuk öneriyor: Maskeleri atmak, kendi gölgemizle yüzleşmek ve gerçek benliğimize ulaşmak. Evlilik bu yolculuğun bir durağı olabilir, ama kesinlikle istasyonu değil.Felsefeye bakalım. Aristoteles “eudaimonia” der; yani “güzel yaşam”, erdemli bir hayat sürmek ve potansiyelini gerçekleştirmek. Epiktetos gibi Stoacılar der ki, mutluluk dış şartlara bağlı değildir; içimizde, seçimlerimizdedir. Sartre ise varoluşçu bir çığlık atar: “Varoluş özden önce gelir.” Yani sen önce varsın, sonra ne yapacağına karar verirsin. Evlilik bir tercih olabilir, ama zorunluluk değil. Zorunluluk haline getirildiğinde ise özgürlüğün katili olur.Düşünün: Nobel ödüllü bir bilim insanı, uluslararası arenada konuşmalar yapan bir lider, kitapları onlarca dile çevrilmiş bir yazar… Ve bir teyze, çayını yudumlarken “Kızım, sen de evde kaldın” diyor. O kadının umurunda mı gerçekten?Bence değil. Çünkü o kadın çoktan Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en tepesine, “kendini gerçekleştirme” basamağına tırmanmış. O,
1000Kitap
Reklam
Reklam