Tevazu sözünde ironi aramaya hiç gerek yoktur; bilinen tüm önceki gaspçıların, zorbaların ve tiranların tersine totaliter lider, kendisinin yerine kimin geçeceği sorununun fazlaca önemli olmadığına, bu iş için hiçbir özel niteliğin ve eğitimin gerekmediğine, kendisi öldüğünde yerine her kim atanırsa ülkenin sonuçta ona boyun eğeceğine ve iktidara aç hiçbir rakibin onun meşruluğuna itiraz etmeyeceğine inanıyor gibi görünmektedir.
Tahminimce bugüne kadar kimse şöyle bir cümle kurmamıştır: “Evime toplamda 200 tane olana kadar kedi üzerine kedi aldım, ama sonunda su yolunu buldu. Kediler bir heyet kurdular ve lider kediyi seçtiler. Şimdi kedi topluluğunun günlük dertleri ile o ilgileniyor.”
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Sosyolog Karl Popper'ın önemli çalışmalarından biri toplumların ta­rihi süreçte ortaya koydukları kimliklerin tanımlanmasıdır. Ona göre geçmişten günümüze toplumlar kapalı ve açık olmak üzere iki grupta yer aldılar. Tek lider kültüne inanan, soru sormayan, eleştirmeyen, dış dünyaya karşı aşırı muhafazakar politikalara yönelen toplumlar iletişim kurma özelliklerini kaybederek içe dönük bir yapıya büründüler. Bun­lar kapalı toplumlardır. Bu gruptakiler kendilerini koruma reffeksi ile radikalleştikçe açık toplumların hedefi haline geldiler. İkinci gruptaki­ler ise insanı kutsamayan, soru soran, eleştiren ve dışa dönük politikalar takip eden açık toplumlardır. Bu toplumların genel özelliği ise iletişim becerisine ve hareketliliğine sahip olmalarıdır. Dünya ile bütünleşmiş bir konumda bulunurken, kendi kültürlerini ve yaşam tarzlarını diğer toplumlara kabul ettirme avantajı da yakalamaktadırlar. Açık ve kapalı toplum olma özelliği Batı ile Doğu arasındaki temel fark olarak belirdi. Özellikle Orta Doğu'da kapalı toplumlar ortaya çıkarken Batı'da tam tersi bir yapı gelişti.
Sayfa 53·Kitabı okuyor
İllüminatici bu yeni dünya düzenine karşı olan bir avuç idealist insan tarafından gizliden gizliye devam ettirilen bir akım, yenilmiş ama zannedildiği gibi yok olmamış. Bu akımın temsilciliğini yapacak liderliğine oynayacak bir soy. Ortaya çıkmak için doğru zamanı bekleyen bir soy. Dünyanın bugünkü aşırı kapitalist düzenini temellerinden sarsacak bir akım ve lider doğacak belki yeniden.
Geriledi mi ? Yoksa yok mu oldu?
Siyasette yalnızca lider eksikliği yaşanmıyor. Aynı zamanda vatandaşların bağımsızlık ruhu ve adalet duygusu da büyük ölçüde geriledi.
1924’te Stalin’in başa geçmesiyle, lider-tanrı olgusunun yirminci yüzyıla özgü bazı formları klasik ifadelerine kavuşurlar.
Alıntı