Dikkat, spoiler içerir.
Kendi bencilliğinin sevgi olduğunu sanmak ne korkunç bir yanılgı.. En sevdiklerim dediğin insanların, seni bu hayatta var eden insanların senin yanında bırak bir davranışta bulunmayı açıkça düşünce ya da tercih belirtememesi ne acımasız bir sevgi diktatörlüğü..
İzayı sadece anne babasından dinlerseniz, yahu maşallah ne akıllı kız, ne isabetli kararlar alıyor, ne düşünceli, ne çalışkan diyerek başlıyorsunuz okumaya. Sonra başka karakterler de dahil oldukça , İza'nın hayatına girmenin bir kafese girmek gibi olduğunu farkediyorsunuz.
Kitabı okurken Etelka ve Vince'e bağırıp sesimi duyurmak istedim. Konuşun , söyleyin, istemiyorsanız yapmayın demek istedim.
İza ister bir savaş kahramanı olsun ister projeleriyle bir halk kahramanı. Ya da isterse bir dilekçe ile babasının itibarını iade ettiren hayırlı bir evlat. Hepsi için İza'nın tek bir ortak yanı var. Onları onayından geçmeye mecbur bırakıyor. Duygusuz, işkolik, kontrolcü karakterin teki. Yapılması ve yapılmaması gerekenleri sadece o biliyor. Ve ne şanslı ki buna rağmen çok seviliyor, takdir görüyor.
Annesinin onun yüzünden yaşamaktan vazgeçtiğini anlasa da suçu bir sarhoşa atacak kadar kendini aklamak derdinde. Herşeyi bilen İza...
Magda Szabo duygu durumumuzda ve düşüncelerimizde inişler çıkışlar, gelgitler yaratacak cümleleri ustalıkla seçmiş. Tüm karakterlerin bakış açısını ayrı ayrı okumak güzeldi. Özellikle de son sayfalarda eski kocası Antal'ın cümleleri ve hemşire Lidia'nın kendi aydınlanmasını da içeren tespitleri. Beni en etkileyen bir kaç cümleyi de aşağıya bırakıyorum. İyi okumalar..
Senin bir bencilden başka bir şey olmadığını, kendini ancak işini aksatmayacak ölçüde verdiğini anladığımda umutsuzluğumun olanca gücüyle hıçkıra hıçkıra ağladım. Ama sen hıçkırıklarımı duymadın;