Kendisi yumuşak, cana yakın, uysal olmasaydı bu kadar bile rahat edilemeyeceğini, ne olmuşsa kendi budalalığından, itaatinden olduğunu görmek onu acı bir intikam hırsıyla, derin bir ağlama ihtiyacıyla sarsıyordu.
Koca denilen birinin, haklı haksız keyfine esir olmaktan başka bir şey olmayan,
mesut denilenleri ise onun her türlü hevesine şartsız katlanıp boyun eğmekten ibaret olan bu evlilik ona iğrenç geliyordu.
Duygu akıldan daha fazla etki ediyordu, akıldan çok duyguya bağlı olduğumuz için "toplumsal kurallar ve bağlar" dediği şeylerin asıl varlık ve gereklilik sebebine temas etmiş olduğunu anlayarak, "Evet, işte namus, mutlak namus bu... Ben yalnız
kelimeyi kabul etmiyorum, fakat 'şeyi' yapıyorum, işte mecburen yapıyorum, onun altında eziliyorum.