Puan vermedi·382 syf.··
2026 114. kitabı
Bugün sizlere oldukça anlamlı bir kitapla geldim. @yazarseraperol ’un yazdığı “Güven”, İstanbul’un kaotik gürültüsü ve aniden patlayan silah seslerinin tam ortasında, geçmişin derin yaralarıyla şekillenmiş hayatların kesiştiğine şahitlik ettiriyor. Romanın kalbinde, çocukluğu “Baban öldü” cümlesiyle erkenden elinden alınmış, pembe bisikletine veda etmek zorunda kalmış ama büyüye büyüye gözü kara bir adalet savaşçısına dönüşmüş Avukat Eda var. Eda, bu coğrafyada kadın olmanın, hele ki o incinmiş kadın ruhunu koruyabilmenin ne kadar meşakkatli bir yolculuk olduğunu çok iyi biliyor. Arkadaşları Elif, Betül ve Yasemin ile paylaştığı evde sadece bir çatıyı değil; şiddetin her türlüsüne tanıklık eden, savunmasız kalmış kadınların acılarını ve umutlarını da omuzluyorlar. Kurdukları bu yuva, adeta törelerin kıskacında solan fidanlara, babasız büyüyen eksik çocukluklara güvenli bir liman oluyor. Hayat, Eda için planlarını hiç beklemediği bir anda, bir kurşun sesiyle tamamen değiştirdiğinde yol her şeyi baştan yazıyor. Kendini narkotik polisi Akın’ın gözlerinde bulduğunda, sadece trajik bir olayın tanığı değil; geçmişin izlerini saracak sarsıcı bir aşkın da başrolü haline geliyor. Biri babasız büyümüş bir kız çocuğu, diğeri ise yetiştirme yurdunda kimsesiz kalmış yaralı bir adam... Bu iki eksik ruh birbirine şifa olmaya çalışırken hikayeye ismini veren Güven abi dahil oluyor sürece. Güven, sadece bir isim değil; başarılı bir doktor olmasının ötesinde çevresine huzur veren bir dağ, o zor anlarda en ağır kararları omuzlayabilen bir irade olarak karşımıza çıkıyor. Doktorluğu ve tamirciliğiyle hayatları onaran Güven abinin aşk ve adalet arasında kalan Eda için vereceği o çok zor karar, okurken insanı akıl ve mantık sınırlarında derin bir yol ayrımına sürüklüyor. Yazar, toplumsal
GüvenSerap Erol · İkinci Adam Yayınları · 20255 okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 108. kitabı
Bugün sizlere okurken düşündürecek bir kitapla geldim. Asıl mesleği inşaat mühendisliği olan @vuslatvrlclk ’nun edebiyat dünyasına adım attığı ilk eseri “Ben Bu Dünyaya Ait Değilim”, isminin taşıdığı o tanıdık ve derin yabancılaşma hissini merkezine alan sarsıcı bir ruhsal uyanış romanı. Eser, İstanbul’un keşmekeşinde genel cerrah olarak hayat kurtarırken aslında kendi içindeki o derin boşluğu doldurmaya çalışan hassas bir kalbin, Yağmur’un hikayesini konu alıyor. Biraz nefes almak için çocukluğunun geçtiği Ordu’nun Ulubey ilçesine doğru yola çıkan Yağmur’un kaderi, yolda rastladığı feci bir kazada minibüste sıkışan Utku’ya yaptığı ilk müdahaleyle tamamen değişiyor. Bu ilk tıbbi dokunuş, sadece bir operasyon olmanın ötesine geçerek kaderin ağlarını ördüğü gizemli ve ilahi bir bağın başlangıcına dönüşüyor. Yazarın bir cerrah titizliğiyle kurguladığı bu satırlarda, insan ruhunun karmaşasını ve evrenin görünmez frekanslarını çok naif bir dille okuyoruz. Yağmur’un doğaya olan aşkına rağmen bu dünyaya ait hissedemeyişi, İstanbul’a dönüşünde babasının ani vefatıyla gelen o acı telefonla adeta paramparça oluyor. Ölümle hayat arasındaki o ince çizgiyi iliklerimize kadar hissettiğimiz bu zor günlerde, üniversite yıllarından beri gölgesi gibi yanında olan Yankı Bey’in karşılıksız sevgisi Yağmur’a sığınacak güvenli bir liman sunuyor. Ancak genç kadının zihni ve ruhu, sürekli o kazada hayatına dokunduğu Utku’ya doğru çekiliyor. İkilinin arasındaki bağ sıradan bir aşk hikayesi değil; adeta ruhun kendi frekansını bulma çabası ve derin bir iyileşme yolculuğu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kitabın içeriğinde yer alan “Yaradan’a Mektup” ve Utku’ya yazılan sızılı mektuplar o kadar samimi ve duygu yüklü ki okurken insanın boğazı düğümleniyor. Vuslat Varol Çolakoğlu, okuru sadece
Ben Bu Dünyaya Ait DeğilimVuslat Varol Çolakoğlu · Theseus Yayınevi · 20266 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·72 syf.··
2026 103. kitabı
Bugün sizlere duygu yüklü bir şiir kitabı ile geldim; kadir deniz ’in yazdığı “Aşkın Dengesi Neydi?” Bazen kargaşayla, gürültüyle ve bitmek bilmeyen bir hızla dönen bu koca dünyada, ruhumun tam da ihtiyaç duyduğu şey sakin, iddialı sözlerden uzak ama bir o kadar derinden vuran o naif sesti. Koşturmacaların arasında kaybolduğumu hissettiğim bir anda bu kitap bana tam olarak aradığım o dinlenme alanını sundu. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere sadece iki insan arasındaki geleneksel ya da kalıplaşmış duygusal bağları anlatmıyor; hayatın, acının, tatlının, eksikliğin ve o bitmek bilmeyen insani arayışların içsel dengesini masaya yatırıyor. Şair, bizi büyük ve yorucu cümlelerle etkilemeye çalışmak yerine, hayatı “düşe kalka öğrenilecek bir bulmaca” olarak tanımlayacak kadar içten ve ayakları yere basan bir yerden yaklaşıyor okuruna. Bu sadelik, sayfalar ilerledikçe insanı daha da çok içine çekiyor. Sayfaları çevirirken her dizede o abartısızlığın içindeki gücü hissettim. Günümüzde her duygu öyle hızlı tüketiciliğe kurban ediliyor ki, şairin “Bu gece roman olacağım son yudumda,” deyişindeki o zarif duruş, modern zamanların yapaylığına verilmiş en güzel, en asil mola bence. Dünyayı kelimelerle, hislerle ve anlamla anlamlandırma çabası insanın içini ısıtıyor. Onun dünyasında aşk; geçmişin tüm o yıpratıcı, manasız anılarını bir kenara bırakıp sadece umuda ve anın varlığına sarılmak demek. Ayrı kalınan gecelere inat, aynı anda rüyalara dalıp o “ıhlamur kokan saçları” rüyada bile sevebilmek kadar duru, temiz ve koruyucu bir liman. Hayatın getirdiği acıyı da tatlıyı da, güzeli de çirkini de saklamadan, ürkmeden birlikte göğüsleme arzusunu öyle samimi işliyor ki, okurken satır aralarında kendinizi güvende, dinlenmiş ve en önemlisi de yalnız olmadığınızı bilerek anlaşılmış
Aşkın Dengesi Neydi?Kadir Deniz · İkinci Adam Yayınları · 20269 okunma
7/10
·184 syf.··
2026 10. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:06
Abdülaziz'in kızının torunu İsyan ile başlıyor her şey. Zihninizde dönüp duran o büyük tarihsel çalkantılar ile bir ailenin kendi elleriyle yarattığı sessiz uçuruma odaklanıyorsunuz. İsyan, Clara ve Nadya... ​İsyan, adına rağmen o büyük eylemsizliğin pençesinde kıvranan bir adam. Clara, bir tutkuyla başladığı aşkında, kendi korkularının ve mesafelerin esiri olmuş bir kadın. Ve Nadya... Onların hem sonucu hem de en büyük mağduru olan kızları. ​Beni bu romanda en çok sarsan ve içimi burkan şey, aralarındaki o yoğun, o gözle görülür sevgiye rağmen, birbirleri için yeterince çaba göstermemiş olmaları. Ne İsyan o zamansız boşluktan gerçekten çıkıp ailesine tutunabildi, ne Clara bu sessizliğe karşı bir isyan bayrağı açabildi, ne de Nadya, ebeveynlerinin bu çabalamama lanetini kırabildi. ​Onlar birbirlerini çok sevdiler, evet. Ama bu sevgi, çatışmaların ve felaketlerin arasında sığınacak bir liman olmak yerine, birbirlerini izleyerek yitip gitmelerini sağlayan bir izleme kulesine dönüştü. Romanı okurken sürekli kendimi karakterlerin yerine koydum ve hepsinin bu hayat yolunda farklı farklı noktalarda tökezlediklerine şahit oldum. Daha fazla bilgi vermemeye çalışıyor keyifli okumalar diliyorum..
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,1bin okunma
Puan vermedi·225 syf.··
2026 29. kitabı
İlk okuduğumda lise birinci sınıf öğrencisiydim. Hâlâ, kitaplığımın en sevdiğim eserlerinden biri olma özelliğini koruyor. Ne zaman sahte kalabalıklardan, maddi çıkar uğruna doğaya, canlılara yaşatılan ıstıraplardan yorulsam sığındığım güvenli liman Bir Çift Yürek kitabı... Her zaman her şeyin bir yolu vardır, yeter ki mücadele etmekten vazgeçmeyin!
Edebiyat
Bir Çift YürekMarlo Morgan · Dharma Yayınları · 200127,5bin okunma
Tılsımlı Deri: Arzunun İntiharı
8/10
·267 syf.··
2026 1. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 20:26
Balzac'ın Tılsımlı Deri adlı eseri sadece bir dilek dileme hikayesi değil , arzunun doğası, yaşam enerjisinin sınırlılığı ve modern insanın doyumsuzluğu üzerine yazılmış devasa bir felsefi metafordur. Geleneksel dilek masallarının aksine Balzac burada daha karanlık ve gerçekçi bir alışveriş sunar. Herşeyin başladığı romanın başındaki antikacı dükkanı çok önemlidir. Burası insanlık kalıntılarıyla doludur, eski uygarlıkların artık ölü hale gelmiş ihtişamını taşır. Balzac burada antikacı dükkanı metaforuyla medeniyeti işaret eder. Her medeniyet sonunda harabeye dönüşür. Bu dükkan aslında insan arzularının ve insanlık tarihinin mezarlığıdır. Balzac' a göre eşyalar sadece madde değildir. Sahiplerinin arzularını ve tutkularını emerler. Burada yazar, fetişizmin tarihini maddenin istiflenmesini antikacı dükkanı ekseninde anlatır. Kitabın merkezinde ise Raphael de Valentin'in antikacı dükkanında eline geçen o meşhur tılsımlı deri yer alır. Derinin üzerindeki yazı aslında kitabın tüm felsefesini özetler: Her dileğinle beraber ben de küçüleceğim. Senin hayatın gibi . Balzac burada hayatı bir sermaye olarak görür. Her tutku için harcanan enerji bu sermayeden bir parça koparır. Raphael, bu tılsımlı deriyle her istediğine sahip olabilecek bir güce sahiptir. Ancak sahip olduğu her şey onu ölüme bir adım daha yaklaştırır.Raphael, Balzac'ın en karmaşık karakterlerinden biridir. Romantik bir idealistir, ama aynı zamanda hırslıdır, derin düşünen biridir, ama tutkularına yenilir, sevgiyi ister ama gösterişe kapılır, Bu yüzden sürekli bölünmüş bir ruh hali yaşar. Raphael, sürekli insanlar içindedir ama ruhsal olarak yalnızdır. Çünkü toplum onu statüye göre değerlendirir.Narsistik aşkı Feodora onu tüketir; zenginler onu kullanır. Sonunda insanlardan değil kendi arzularından korkmaya
Tılsımlı DeriHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,238 okunma