Elbette var sonsuz karanlıkta, sığınılacak bir liman
Kim bilir onun adıyla,
Kaç milyon yıl çalkalandı kaç umman
Her şeyin hesabı kesin, rüzgâr vuslata esmekte
Sırası gelen yelkenine,
Beş metre bez kesmekte
Kula kulluk etmeyenler, mutlu sadece o teknede
Gideceği yerde dostun,
Cemali beklemekte
Liman. Kediler. Gece. Aç pencereyi, bağır dışarı. Bağır, yeminler et, hıçkrıklarını yolla dışan, seni kahreden, içini yakıp kavuran ne varsa var gücünle haykır dışarı; bir cevap alamazsın. Dualar et! Cevap yok. Lanetler savur! Cevap yok. Pencerenden şarkım haykırarak yolla dünyaya cevap yok. Yok efendim, hiç cevap yok!”
Babasını, kendisi daha dört yaşındayken kaybetmişti. Baba şefkatinin, hayatın zorlukları karşısında çocuğa güven veren ne büyük bir sığınma yeri olduğunu bilmiyordu. Karşılaştığı fırtınalar ve kendisini savuran korkunç dalgalar karşısında baba kucağının insana huzur veren bir liman olduğunu hiçbir zaman anlayamadı. Babasızlığın yaşattığı boşluğu, hayatının her döneminde fazlasıyla yaşamıştı ancak evladını kaybetmenin acı hissiyle ilk defa karşılaşıyordu..
Allons! durmayalım burada, Ne kadar tatlı da olsa bu ağzına kadar dolu mağazalar, ne kadar rahat olsa da bu ev, kalamayız burada, Ne kadar korunaklı olsa da bu liman, ne kadar sakin olsa da bu sular , demir atmamalıyız burada, Ne kadar güler yüzlü, konuksever olsa da etrafımızı saranlar , ancak kısa bir süre kala biliriz.