Atilla İlhan- üçüncü şahsın şiiri
gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felaketim olurdu ağlardım ne vakit maçka\'dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi bir rüzgar aklımı alırdı sessizce bir cigara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin bakardın üşürdüm içim ürperirdi felaketim olurdu ağlardım akşamlar bir roman gibi biterdi jezabel kan içinde yatardı limandan bir gemi giderdi sen kalkıp ona giderdin benzin mum gibi giderdin sabaha kadar kalırdın hayırsızın biriydi fikrimce güldü mü cenazeye benzerdi hele seni kollarına aldı mı felaketim olurdu ağlardım
İki Fırtına Arasında Delal; Sen, dalgaların hırpaladığı o yorgun gemi, Ne zaman yönünü kaybetse karanlıkta, Gelir sığınırsın göğsüme, bir liman gibi. Yaralarını sararım, döneriz o yalancı bahara, Dünyayı unutur, mutlu oluruz o daracık zamanda. Sonra... Sonra o amansız gerçekler vurur yüzümüze. Delal, Senin evladın, benim iki canım, mevcut yaşantım.. Yüzümdeki maskeyle dönerim kendi evime. Herkes beni güçlü sanır, bir sığınak, bir dayanak; Oysa bilmezler ki asıl kıyamet benim içimde. Seni o dalgaların arasına, gerçeğe yolcu ederken, Ben kendi limanımda, sessizce batıyorum. Aramızda dağlar var, aşamadığımız o yollar bir de gerçekler, Özlemim çaresiz, sevgim iki hayatın arasında rehin. Her gidişinin arkasından içimden bir ağıt yükselir, Kimse duymasın diye yastığa gömdüğüm o hıçkırıklar... Biz seninle ne tam kavuşabiliyoruz, ne tam kopabiliyoruz. Yine de içimde bir çocuk, her şeye rağmen umutlu, Biliyorum, o fırtına seni yine bana savuracak. Yine geleceksin, yine birkaç günlüğüne nefes olacağız birbirimize. Ben o güne kadar, Kendi dünyamda, kendi sessizliğimle kalacağım. İçimdeki fırtınayı kimseye belli etmeden, Sırf sen geldiğinde yorgunluğunu alabilmek için
Aşk
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Attila İLHAN - Üçüncü Şahsın Şiiri
gözlerin gözlerime değince felaketim olurdu ağlardım beni sevmiyordun bilirdim bir sevdiğin vardı duyardım çöp gibi bir oğlan ipince hayırsızın biriydi fikrimce ne vakit karşımda görsem öldüreceğimden korkardım felaketim olurdu ağlardım ne vakit maçka'dan geçsem limanda hep gemiler olurdu ağaçlar kuş gibi gülerdi bir rüzgâr aklımı alırdı sessizce bir cigara yakardın parmaklarımın ucunu yakardın kirpiklerini eğerdin bakardın üşürdüm içim ürperirdi felaketim olurdu ağlardım akşamlar bir roman gibi biterdi jezabel kan içinde yatardı limandan bir gemi giderdi sen kalkıp ona giderdin benzin mum gibi giderdin sabaha kadar kalırdın hayırsızın biriydi fikrimce güldü mü cenazeye benzerdi hele seni kollarına aldı mı felaketim olurdu ağlardım Attila İlhan
Şiir
Nietzsche'nin meşhur "iki gemi" metaforu
"Arkadaştık ve yabancıya döndük. Ama doğru olan da bu ve bunu, utanmamız gereken bir şeymişçesine, saklamak ya da gölgede bırakmak istemiyoruz. Biz iki gemiyiz, her birimizin kendine ait bir hedefi ve güzergáhı var; yollarımız kesişebilir ve bunu, tıpkı yaptığımız üzere, bir şenlikle kutlayabiliriz: O zamanlar bizim akıllı uslu iki yelkenlimiz aynı limanda ve aynı guneşin aluına demir atmış, sakin sakin duruyordu; aynı hedefe, her ikisi de aynı hedefe varmış edasındaydı. Her birimizin hayatında birtakım şeyler değişebilir: Gemiler uzaklaşır ve birbirlerine yabancılaşır; bu uzaklığın geçici mi kalıcı mı olduğu bilinmez ve bu, arkadaşlık gibi böylesine güzel ve aydınlık bir deneyimin de kırılganlığın dile gelmez izlerini taşıdığını gösterir." Şu Bizim Kırılganlığımız Eugenio Borgna
Kül Tablasında Biriken Ömür ​Güneş çoktan vazgeçmiş bu sokağın tozundan, Rutubetli duvarlarda nem değil, keder sızıyor. Bir haber gelmiyor artık mazinin enkazından, Kader, ismimi silinmiş mezar taşlarına yazıyor. ​Saatler geri dönmeyi unutmuş, akrep intiharda, Odamda asılı duran gölgeler bile benden yabancı. Umut denilen o kuş, çoktan can vermiş bu darda, İçimde dinmek bilmeyen, garip ve kadim bir sancı. ​Bakma öyle ayakta durduğuma; Ben, çoktan yıkılmış bir binanın son ayakta kalan direğiyim. Ne bir bekleyenim var limanda, ne de gidecek bir rotam, Kendi fırtınasında boğulan, dilsiz bir deniz firağındayım. ​Gözlerimde birikmiş asırlık bir yağmurun ağırlığı, Yutkunuyorum, boğazımda düğümleniyor bütün "keşke"ler. Dünya dediğin; bir körün gördüğü karanlığın darlığı, Sönmüş bir sigara izmariti gibi, fırlatılmışım bir köşeye, bekler... Garp yeli
Şiir
Söylesene, ben mi kördüm sebeplere, göremedim? Yoksa açıklamalar da seninle birlikte mi gitti? Bu muydu istediğin? Bir zamanlar aynı mevsimi yaşayan iki insanı iki ayrı mevsime bölmek... Nereye kadar gidecek aklının başka limanlara yolculuğu? Ben hâlâ aynı limanda beklerken. Hiç mi kalbinde yer almadım? Gittin, ardına bile bakmadan. Ardında kalanlarsa yarım gerçekler ve yalanlardı. Söylesene, neydi bütün bunlar? Yanlış mevsimde mi açtım ben? Yoksa başından beri kırılmaya mahkûm bir cam parçası mıydık? Oysa olmaz mıydı, gecenin karanlığında parlayan iki yıldız gibi birbirimizin ışığında ilerleseydik, gölgede kalmadan? Değdi mi bütün bunlara? Tek bir cümle belki de bitirirdi içimdeki mahkemeyi.