Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya başlıyor insan. Bu bilinç ilk bakışta iyi bir yardımcı gibi gözükse de, derinde daha büyük bir kaosu ve sürekli olarak o sınırlı zamandan daha fazlasını, daha da fazlasını istememize yol açıyor.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Mezar taşlarının arasında yürürken, bir zaman nefes alan bedenlerin sessizliğinde, yaşamı hissediyorum. Ölümün üzerinden yaşamı kutsuyorum. Aralarında yürüdüklerimin nasıl öldüklerinin bir önemi yok. Ölümle nasıl buluştuklarının önemi var. Nefes alan bedenlerin acısı, nefesleri tükenen bedenlerin yaşamlarından çıkmış olması ve bize gösterdikleri gerçeklik…
Mezarlıkların bu kadar soğuk olması anlamsız… Yaşamın kutsandığı yer olması gerekirken, insanların korktuğu, sadece acılarını hatırladığı, görmezden gelmek istedikleri yerler mezarlıklar… Hayatın dışında bırakılmak istenen mezarlıklar kutsanmalı… Mezarlıklar hayattan uzaklaştırılan değil, hayatın içine alınması gereken yerler.
Toplumların inançlı görünen inançsızları, erkleri, Tanrı ve din olgularını sorumluluğu paylaşmak için kullandılar. Yaptıkları hataların, kitleleri sürükledikleri felaketlerin, ölen masumların yükünü Tanrı’yla paylaşmak istediler. ‘’Tanrı’dan geldi’’ , ‘’oğlumuz şehit oldu’’ , ‘’zamansız öldü’’ , ‘’kader’’ , ‘’Allah verdi Allah aldı’’… Ya toplumun aldıkları, toplumun yok ettikleri? İnançlı görünen inançsız yürekler adına Tanrı sorumluluğu paylaşmak için var.