İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşanan sancıları resmi anlatının dışında objektif bir dille anlatan roman. Bazıları romanın dilini eleştirel bulsa da yazar gözlemlerini dile getirmiş ve birincil kaynaklardan faydalanmış. Bu yüzden romanın ana ekseninde gelişen olaylar gerçek.
Beni en çok etkileyen kısım:
Hiç belli olmaz. Güçlerini yüz yıllar boyu yitirmemeleri, sırasında sinmeyi bilmelerindendir. Baskı çok sert geldi mi, hiç direnmezler. Dünya ölümlü, insanoğlu ölecek değil mi er geç? Ha biraz önce, ha biraz sonra... Elverir ki, locaların gücü silinmesin büsbütün... Babasına yapamadıkları yardımı oğluna yaparlar. Gerçekten de yaparlar. Sözgelimi, Ali Kemal masondu. Kurtarmadılar. Oğlunu ilerde çok önemli bir makama çıkmış görürsen hiç şaşma... Enikonu keyflenip başını salladı. Yaşamalı da seyretmeli..."
Oğlu ne oldu bilmiyorum ama Ali Kemal'in torunu İngiltere Başbakanı oldu.
Martin Eden olalı beri birçok yemek daveti almış, bunların bir kısmını kabul etmişti. Bu davetler bazen kafasını kurcalıyor, bu küçük ayrıntılar her geçen gün içinde büyüyordu. Bernard Higginbotham, onu yemeğe davet edince şaşkınlığı son noktaya vardı. Kimsenin kendisini yemeğe davet etmediği, açlık çektiği, hatta açlıktan karnının yapıştığı günleri anımsadı. Asıl o zaman, ihtiyacı vardı bu yemeklere. Bu dönemde kimse elinden tutmamış, o yemekler olmadığı için kuvvetten düşmüş, baygınlıklar geçirmiş, açlıktan kilo vermişti. Çelişki de buradaydı zaten. Yemeğe ihtiyacı olduğu zamanlar kimse yemek vermediği gibi yemeğe de davet etmemişti. Oysa şimdi binlerce yemek satın alabilirdi, paraya pula ihtiyacı yoktu, ama tuhaf olan şimdi sağdan soldan yemek davetleri almasıydı.