Şüphe götürmez şekilde, insanı harekete geçiren tek bir dürtü olduğunun farkına vardım. kişinin aslında yalnızca bir makine olduğunu, yaptığı hiçbir şey üzerinde kişisel değer iddia etme hakkına sahip olmadığını algıladım.
"Gençlerinizi değil kendinizi suçlayın. Nasıl yetiştirirseniz öyle olur. Peki siz gençleri nasıl yetiştiriyorsunuz? Bir hiç olarak. Anneler ev işleriyle meşgulken babalar memuriyet, ticaret ve diğer işlerle uğraşır, akşamları da meyhane ve gazinolarda oturup kağıt oynarlar. çocuklarla hiç oynamazlar. onlara ayıracak vakitleri yoktur. ayrıca onların gözünde çocuklarla ilgilenmek eziyetten ve sıkıcı bir işten başka bir şey değildir.
-Bilmem.. İlerideki mutluluğumu şimdi acı çekerek hak etmem gerek. Ah Vanya, ıstırabımın bir türlü ardı kesilmiyor.
Ses çıkarmadan düşünceli bir tavırla ona bakıyordum.
-Niye öyle bakıyorsun Vanya?
-Gülümsemene bakıyorum Nataşa. Eskiden böyle gülmezdin sen.
-Ne var gülüşümde?
-Hoş o çocukça saflığın henüz gitmemiş ya. Yalnız gülümsediğin zaman sanki kalbin sızıyla doluymuş gibi oluyorsun.
Bu hayat da ne ki!.. Dar, karanlık odam
Sıkıntı dolu; pencereden rüzgar giriyor...
Dışarıdaki tek vişne ağacı bile
Donmuş camdan görünmez oldu. Belki çoktan ölmüştür.
Hayat mı bu!