lliw sonja

ancak avcı aynı zamanda avdı; çünkü yayımdan çıkan okların çoğu yalnızca kendi göğsüme saplanmak için çıkmıştı. uçan, aynı zamanda yerde sürünen olmuştu. çünkü kanatlarım güneşin altında açıldığında, toprağa düşen gölgesi kaplumbağaydı. inanan, aynı zamanda kuşku duyandı. çünkü çoğu kez parmağımla kendi yaramı deştim, size daha çok inanmak, sizi daha fazla öğrenmek için.
Reklam
tökezleyenler bile daima öne doğru gider.
nasıl terk ederim burayı rahat ve kedersiz?
şüphesiz böyle bir duvarın hakkından gelmeye gücüm yetmezse boşu boşuna yırtınacak değilim, ama karşımda gücümün yetmediği bir taş duvar var diye büsbütün boyun eğmeye de razı olamam.
insan kendi kendine duyum ve düşünce oluşturamaz, her şeyi dışarıdan alır. tıpkı kendi varlığı gibi, acı ve haz da ona dışarıdan gelir.
Reklam