Mektubunu sevinçle aldım. Yazdıklarınla tam benim içimdekileri anlatmışsın. Demek yalnız değiliz. Bizim gibi duyan, yaşayan, beklemeyen insanlar var.
Severek mektup yazılan bir insanın bile olması ne büyük bir olay, söylenen her sözcüğün anlaşılmaktan öte, yaşadığını, dahası sözcüklere bile gerek olmadan yaşandığını bilmek, güç gibi yalınç bir olgu değil, varolmak gibi bir şey.
"Duygusallaşma, ihtiyarlığın başlangıcı değil mi?" tümcesine kadar geldim ve bunun altını çizdim.
Bir çocuğun ne denli duygusal olduğunu anımsıyor musun?
Mutlak anımsıyorsun. İhtiyarlık diye bir olguya inanmıyorum, çünkü gençliğe de inanmıyorum. Çocukken de, genç iken de ihtiyarı içinde taşıyorsun, yaşlanırken de çocuğu. Ancak yaşlandıkça duygusallaşma biçim değiştiriyor. Gençlik duygusallığı öfke, beklenti, başkaldırma, cesaret gibi duygularla iç içe, ama yaşlandıkça duygusallığa acımsı tatlar karışıyor, buruk. Sanıyorum, algıladığım kadarıyla sözünü ettiğin duygusallık, bu buruk, acılı duygusallık.