BAYAN MAYMUN
Tel kafesinin içinde ondan fazla maymun vardı. Tünek sopaları üzerinde trapez cambazları gibi numaralar yapıyorlardı. Yalnız içlerinden bir tanesi, Rodin'in " Düşünen Adam" heykeli pozunda, hiç kımıldamadan düşünüyordu. "Tıpkı insan gibi" diye içimden geçirdim, tıpkı insan. Bu şempanzeden büyükçe, çeşidini bilmediğim bir maymundu. Karşılıklı uzun uzun bakıştık:
- Biraz bakar mısınız?
Kafesin önünden ayrılırken bir çağrılışla başımı geri çevirdim:
- Size söylüyorum bayım. Bir dakika beni dinler misiniz? Deminden beri düşünen maymun, şimdi de konuşuyordu.
- Siz mi konuşuyorsunuz?
- Aman yavaş, maymun terbiyecisi görmesin, beni konuşturmaz.
- Ama siz insan gibi konuşuyorsunuz.
- Tabii... Çünkü ben insanım.
- Nasıl? İnsan mısınız? Öyleyse o kafeste işiniz ne?
- Kafese giren insan yalnız ben değilim ya... Kimisi evlenir kafese girer, kimisi barem kafesine girer. Siz hiç kafese girmediniz mi?
- Sen bana bakma. Ben hem yazarım, hem de mizahçıyım. Böyle olunca arasıra "Aslan kafeste gerek" diye beni içeri alırlar.
- Bay mizah yazarı, sizden bir ricam var.
- Buyrun bay maymun...
- Ben bay değilim, bayanım...
- Sizi dinliyorum bayan maymun.
- Maymun değilim diyorum size, ben insanım...
- Burada ne işiniz var, anlamıyorum ki...
- Ben de size onu anlatacağım. Ben sinemaya çok meraklıyım. Bir zamanlar Greta Garbo'ya hayrandım. Onun gibi esrarengiz bir yaşayışa başladım. Saçlarımı Greta Garbo gibi omuzlarımın üzerine dağınık bırakırdım. Beni o zaman görmeliydiniz. Sonra Mariene Dietrich beni çekti. Kaşlarımı cımbızla aldım, kendimi ona benzettim. Suratıma Marlene Dietrich gibi uçuk verem sarısı pudra sürdüm. Tıpkı onun gibi avurtlarımı içeri çekerdim. Sonradan Zarah Leander ortaya çıktı. Ben de onu