LOREN’ E
Sana bu dizeleri akşamın kederinden yazıyorum Loren; Hani o en sevdiğin, taşları tarih ve hüzün kokan şehirden. Gittiğin andan beri mısra akıyor ellerimden; Gidişin mürekkep, ellerim kalem, özlemim koca bir şiir... Rutin bir hayatın olağanüstü acılarından geçtiğim doğrudur. Bak, dünya yine o bildiğin yorgun dünya. Manşetlerde hep aynı soğuk harfler; borsa grafikleri yükseliyor, insanlık onuru alçalıyor. Siyasetçiler uzun nutuklar atıyor, diplomasi masalarında barış bir pazarlık nesnesi. Kuzeyde buzlar erirken, güneyde kum fırtınaları genzimizi yakıyor. Ortadoğu’da yine savaş... Toprak kana doymuyor ve çocuklar, gri bulutların arasında uçurtma uçuracak bir boşluk arıyor. Dünyanın kalbi tekliyor Loren, bir ritim bozukluğu var bu koca kürede. Ben ise tüm bu hengamenin ortasında, pusulamı şaşırmış bir gemi gibi, Seni hep o Gazi Caddesi’nde beklerim. İnsanlar yanımdan telaşla geçer, otomobil kornaları birbirine karışır; Dünya yıkılsa dönüp bakmam, benim gözüm o köşeyi dönecek olan gölgende. Kalabalığın içinden geçmeyen o tek adım sesine tutunurum. Bir de kırlangıçlar var, ah Loren, görmelisin! Çocukluğumdaki masumiyetin nişanesi gibi, evin avlusuna yuva kurmuş biri. Ne zaman yavrularına ağzında yemle gelse, senin gülüşün takılıyor kalbime. O an sanki dünya duruyor; savaşlar bitiyor, sınırlar kalkıyor. Ama sonra... Yine o bildiğin sızı. İnşirah ya Rabbi, İnşirah! Çünkü içimde Kristal Geceler, içimde Hiroşima, İçimde Srebrenitsa ve kanayan bir Ortadoğu var. Acı coğrafya tanımaz Loren; haritalar yanınca herkes aynı dili konuşur. Benim içim Kanlı Pazar, içim Kara Perşembe... Takvim yaprakları dokundukça kanıyor adeta. Menekşe kokulu asfalt, siyahı saçlarına takılı şahmeran tokan
Fransızlar 50 yıl Alsas-Loren'i sayıkladılar. Hem de halkının çoğu Alman olduğu halde... Biz ne için kendi Alsas-Lorenlerimizi istemeyelim? 20 asırdır esir yaşayan Yahudiler Filistin davası ardında iken, Bulgarlar bir defa işgal ettikleri Trakya'yı isterken, Yugoslavlar vaktiyle bir defa sefer ettikleri Selanik'e hasret çekerken, Araplar Antakya ve Adana'yı benimserken, Lehliler Alman topraklarına yerleşirken, Mısırlılar Sudan'a sahip çıkarken, Moskoflar Kars ve ardahan'dan dem vururken biz niçin eski yerlerimizi istemeyelim?
Sayfa 73·Kitabı okudu
Reklam
Loren Dükü Karl, savaşı Alföld'de sürdürdü ve iki yaz peşpeşe yaptığı seferlerle Peşte'yi ve Macaristan'ın kuzey bölümlerinin büyük kısmını aldı. Budin'i de iki aylık bir kuşatmadan sonra, 2 Eylül 1686 günü ele geçirdi. On bir yıl sonra Türkleri, tarihi savaş alanı olan Mohaç'ın pek yakınında kötü bir bozguna uğrattı. Karl'ın bu zaferIeri, Habsburg ordularına da Hırvatistan ve Transilvanya'daki Osmanlıları geri püskürtme fırsatını verdi. 1 Eylül 1688'de Avusturyalılar savaşı Balkanlara kadar getirdiler ve Belgrad'a saldırdılar. Belgrad bir buçuk yüzyıldan beri paşalıkla yönetilen bir vilayetti. Bir sonraki yaz Niş'e ve Üsküp'e ilerlediler ve sonbaharda Konstantinopl'a 640 kilometre uzaklıkta bir yere varmayı başardılar.
Sayfa 34·Kitabı okudu
2. Viyana bozgunu
7 Eylül günü Sobieski, Loren Dükü Karl emrindeki Almanlarla ilişki kurdu ve 80.000 kişilik bir yardım kuvveti Wienerwald'ın kuzey tepesine geldi. O salı akşamı, Kahlenberg tepelerindeki kamp ateşleri, Viyana garnizonu komutanı Kont Starhemberg'e yardımın gelmiş olduğunu gösteriyordu. Bu ateşleri Kara Mustafa da gördü ve sorguya çektiği esirlerden gelen kuvvetlerin ne büyüklükte olduğunu da öğrendi. Derhal Türk ordusunun lağımcı'larına, Viyana'nın dış savunma hatlarının gerisine doğru paralel tüneller kazmalarını emretti. Sonunda 12 Eylül sabahı, büyük bir patlama o tarafın surlarını yıktı. Ama artık iş işten geçmişti. Osmanlı orduları, zaferlerinin tadını çıkaramadılar. Pazar sabahı, saat beşten başlayarak, Kahlenberg'in ağaçlık tepelerinde ve yamaçlarındaki bağlarda korkunç bir savaş yaşandı. Akşam olurken Alman süvarileri büyük Türk kampının eteklerine varmışlardı. Batan güneşi arkalarına alan Polonya süvarileri de çadır kente saldırıp zaferi garantiye aldılar ve Viyana'yı kurtardılar. Sadrazam bu seferde elde ettiği ganimetin büyük bir kısmını geride bırakmak zorunda kaldı. Bunlar arasında çok değerli ve soylu bir at da vardı. Ortalık kararırken kendisi daha zarif bir atın üzerinde, hemen hemen tanınmaz kılıkta ve sol gözü sargılı olarak, yıldırım hızıyla Györ'e doğru giderken görüldü. 1529'da Kanuni Sultan Süleyman Viyana'dan kendi kararıyla ve düzenli biçimde geri çekilmişti. 1683'de ise Kara Mustafa'nın askerleri bozguna uğrayarak çekilmek zorunda kalmışlardı. Komutanları da savaş alanından kaçmıştı. Hiç kimse belli bir tarihi seçip de "Osmanlı Devleti şu tarihte gerilemeye başladı," diyemez. Ama o eylül akşamı Viyana dışında dağıtılan kamp kesinlikle tarihin en büyük dönüm noktalarından birine işaret sayılmaktadır. Daha önceki savaşların hiçbirinde Osmanlı
Sayfa 24·Kitabı okudu
Alman İmparatorluğu, başından beri Avrupa' da ürkütücü bir güçtü. 41 milyon insanı barındırıyordu ve böylece bir gecede B atı A vrupa'nın en büyük ülkesi haline g elmişti. Fransa (36 mil-yon), Britanya { İrlanda dahil 31,5 milyon) ve Avusturya (36 mil-yon), hassas güç dengesinin ciddi ş ekilde bozulmasına e ndişeyle bakıyordu. Coğrafi olarak da yeni ulus devasa görünüyordu. Bis-marck, Fransa-Prusya Savaşı'ndaki zaferi acımasızca k ullanmış Kive Alsas ile Loren'i ilhak e tmişti. Bu iki Fransız vilayeti, Almanca konuşan nüfusun Fransız komşularıyla yan yana yaşaması nede-niyle uzun süredir ulusçu hareketin dikkatini çekmişti. Bismar-ck, özel görüşmelerde böyle biri lhakına kıllıca olup olmadığına dair şüphelerini defalarca dile getirmişti çünkü bunun Fransa ile u zlaşmayı imkansız hale getireceğine ve dolayısıyla genç Alman ulus devletini en başından itibaren d ış düşmanlığa maruz bıra­kacağına inanıyordu.
Sayfa 72 - Vakif kültür yayınları 2024
Tarıh Araştırma inceleme siyaset politika
Oturup buna katlanmak dışında yapabileceğim bir şey yoktu. 'Daha çok duvar ör. Bu kadar hassas olma, Loren.' nereye aşıktım. Onu inciten insanlara karşı öfke ya da kederle dolmamak, hiçbir şey hissetmemek için sikik bir robot olmak gerekiyordu. Hiçbir duvar böyle bir acıyı engelleyemezdi bu sefer alkol yoktu neredeyse bir yıl öncesini, hakkımda bu tarz karalayıcı sözler duyduğum zaman onu hatırladım. Yere çökerek bir şişe Glenfiddich'e uzanmıştım. Ayıklığımı ilk kez o zaman bozmuş, o gece oturduğum yerden hiç kalkmamıştım. Medyada olduğum için bu acıyla yaşamayı, ayağa kalkıp ilerlemeyi öğrenmiştim. Şu anda yaptığım şey tam olarak buydu. Yarın ve ondan sonraki gün de aynısını yapacaktım. Bu mücadele ne kadar sürerse sürsün dayanacaktım. Sadece ayağa kalk. Yavaş ayaklarımın üzerine yükseldim. Ağırlaşmış, prangaya vurulmuş hissediyor oldum. Yine de hareket ettim.
Sayfa 196 - Martı Yayınları, Loren·Kitabı okudu
Reklam
Reklam