"Bu ürpertici boşluktan kendisine gelebilecek şeyleri düşündü. Bu sade kendisi olmakla kalan ve yekpare uykusu ne bir ağaç ve yosun, ne de bir kuş kanadı veya el kadar bir gök, hulâsa hiçbir arıza ile bozulmayan zaman parçasından birdenbire bütün bir mazi fışkırabileceği gibi, bin türlü yüklü bir istikbal de çıkabilirdi. Bu gece saatında mücerret ve gayri şahsî bir göz gibi genişleyen bu su o kadar derin, o kadar karanlıktı... Kim bilir, belki de oradan hiçbir şey çıkmaz fakat kendisi, biraz sonra geleceğini bildiği uykusunda, hiç fark etmeden ona gidebilir, etrafındaki çerçevenin girift süslerine kadar her şeyi derinliğinde yutan, hepsinin üzerine buzdan kilidini vuran bu donmuş zamana gömülebilirdi."