Leonardo'yu bir deha yapan, onu salt olağanüstü derecede zeki insanlardan ayıran şey, yaratıcılığı, yani zihin günüyle hayal gücünü birleştirme becerisiydi. Gözlem ile fanteziyi iç içe geçirmedeki hüneri, diğer yaratıcı dehalar gibi gözle görülen şeyler ile görünmeyen şeyler arasında bağlantı kuran beklenmedik sıçrayışlar yapmasını sağladı. "Yetenek başkaların vurmadığı hedefi vuran nişancı gibidir." diye yazar Alman filozof Schopenhauer. "Deha ise başkalarının göremediği bir hedefi vuran bir nişancı." Yaratıcı dehalara "farklı düşündükleri" için zaman zaman uyumsuz yaftası yapıştırılır ama bir Apple reklamında kullanılan ve Steve Jobs'ın da katkıda bulunduğu sözcükle "başkaları onlara deli gözüyle bakabilir, biz deha görüyoruz. Çünkü dünyayı değiştirenler, değiştirebileceğini düşünecek kadar deli olanlardır."
Leonardo bir dehaydı ama daha da ötesinde, tüm varoluşu ve bizim içindeki yerimizi anlamanın arayışındaki biri olarak, evrensel zihnin somutlaşmış örneğiydi.
Leonardo da VinciWalter Isaacson · Domingo Yayınevi · 2020664 okunma
Einstein 'in temel öğretisi, yaratıcılığın yaşamsuyunun özgürlük olduğu yönündeydi. "Bilimin ve ruhun yaratıcı etkinliklernin gelişimi, düşünceyi otoriter kısıtlamalardan ve sosyal önyargılardan arındıran bir özgürlüğü gerektirir." demişti. Bunu desteklemenin, hükümetin temel rolü olduğuna inanmış ve bunu eğitimin misyonu olarak kabul etmişti.
Einstein'ın görüş açısını tanımlayan basit formüller vardı. Yaratıcılık; uyumsuz olmayı gerektiriyordu. Bu da, özgür zihinlerin ve özgür ruhların beslenmesi demekti ve "hoşgörü ruhunu" gerektiriyordu. Hoşgörünün temelindeyse alçak gönüllülük -hiç kimsenin başkalarına fikir ve inanç empoze etmeye hakkının bulunmadığı inancı- vardı.
Harika bir kitap...
Gerek hayatı gerekse bilimsel çalışmaları gerçekten merak uyandırıcı.
Herkese iyi okumalar dilerim.
Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim, ikinci defa oynayamam...
Kürk Mantolu Madonna ölümsüz bir aşk öyküsünü anlatır. Kendini bu hayatta yalnız kabul eden bir adamın bir resim sergisinde gördüğü portreyle başlayan aşkı tutkulu bir arayışa dönüşerek kendi hayatındaki eksiği tamamlayan kadına ölümsüz aşkının öyküsü.
Kitap severlere tavsiye ederim. Sabahattin Ali'nin o akıcı diline ve betimlemelerine zaten diyecek hiçbir söz bulamıyorum. Okumuyorsunuz resmen yaşıyorsunuz ..
Evet, bu dünyada bir sürü şey gördüm. En büyük felaketli ve en büyük hainlerin marifetlerini izledim. Ama bir de başka zamanlar var.
Renklerle olduğu gibi, çalışırken dikkatimi dağıtmasına izin verdiğim birkaç hikâye (daha önce belirttiğim gibi, bir elin parmakları kadar) var. Onları en şanssız, en olasılıksız yerlerde buluyorum ve işime devam ederken hatırlamaya dikkat ediyorum. Kitap Hırsızı bu hikâyelerden biri. Sydney’e gidip Liesel’i aldığımda, nihayet bir süredir yapmayı beklediğim şeyi yapabildim. Onu yere bıraktım ve birlikte Anzac Caddesi’nde, futbol sahasında yürürken cebimden tozlu, siyah bir defter çıkardım.
Yaşlı kadın çok şaşırmıştı. Defteri eline alıp baktı "Bu gerçekten o mu?” Başımla onayladım. Derin bir ürpertiyle Kitap Hırsızı'nı açıp sayfalarını çevirdi. “İnanamıyorum...” Solmuş olmasına rağmen kelimeleri okuyabildi. Ruhunun parmakları çok uzun zaman önce Himmel Sokağı'ndaki o bodrumda yazılan kelimelere dokundu.
Kaldırıma oturdu. Ben de ona katıldım.
“Okudun mu?” diye sordu ama bana bakmadı. Sadece kelimelere bakıyordu.
Başımla onayladım. “Birçok kez.” “Anlayabildin mi?”
O anda büyük bir duraksama oldu.
İki yönde birkaç araba gelip geçti. Sürücüleri
Hitler’ler, Hubermann’lar, Max’ler, katiller, Diller’ler ve Steiner’lerdi.
Kitap hırsızına güzellik ve zalimlik hakkında söylemek istediğim birçok şey vardı ama o şeyler hakkında ona zaten bilmediği ne
söyleyebilirdim ki? İnsan türünü sürekli abarttığımı ve küçümsediğimi açıklamak istedim; nadiren gerçekten tartabildiğimi. Ona aynı şeyin nasıl hem o kadar çirkin hem de o kadar görkemli, kelimelerin nasıl hem o kadar lanetleyici hem de o kadar zekice olabildiğini sormak istedim.
Ama ağzımdan bunların hiçbiri çıkmadı.
Yapabildiğim tek şey Liesel Meminger’e dönmek ve gerçekten bildiğim tek gerçeği
Kitap HırsızıMarkus Zusak · Martı Yayınları · 202114,5bin okunma
“... bırak istediği kadar hırlasın, aldırma, hiçbir şeyi de unutma, fırsatını bulduğunda eski hesapları görürsün. Ama avantaj öndeyken değil.”
“... Yılların bana öğrettiği bir şey var; kaybedenin kesinden asla savaşa girme. Ama seni aşağılamış olan hiç kimseyi de affetme. Zamana bırak ve güçlü olduğun zaman saldır. Artık karşılık vermene gerek kalmasa da yap bunu.”
Polisiye severler kesinlikle ama kesinlikle tavsiye ediyorum elinizden kolay kolay bırakmayıp soluksuz okuyabileceğiniz harikaaa bir roman.
İyi okumalar...