Kitapla ilgili anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki; her karaktere ayrı ayrı değinip, en ince ayrıntısına kadar her şeyi anlatmak istiyorum aslında. Ama sizin okuma keyfinizi kaçırmamak adına, çok fazla detaya ve sürprize girmeden bu incelemeyi yapmaya çalışacağım. Yine de içimdeki bu coşkuyu bastırmakta zorlanabilirim çünkü bu kitap gerçekten bambaşka!
Öncelikle şunu söylemeliyim: Eğer klasiklerin sıkıcı olduğunu düşünüyorsanız, bu kitap tüm yargılarınızı kıracak. Jane Austen, 1800’lerin başında yazmış olsa da bugün bile insan ilişkilerinin ne kadar değişmediğini bize gösteriyor. Kitabın dili o kadar akıcı ve mizahı o kadar yerinde ki, sayfaları nasıl çevirdiğimi anlamadım bile.
Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere, hikaye iki büyük kavram etrafında dönüyor. Bir yanda soylu, zengin ama inanılmaz derecede kibirli (gururlu) görünen Bay Darcy; diğer yanda ise zeki, canlı ama bir o kadar da çabuk hüküm veren (önyargılı) Elizabeth Bennet.
Bu ikilinin birbirlerine olan bakış açılarının değişimini izlemek, aralarındaki o sessiz gerilimi hissetmek benim için gerçekten muazzamdı. Austen, aşkın sadece bir duygu değil, aynı zamanda insanın kendi hatalarıyla yüzleşme süreci olduğunu harika bir şekilde işlemiş.
Kitabı okurken bazen kendimi kitabın içine girip bazı karakterleri boğazlamak isterken buldum. Özellikle Bennet ailesinin içindeki o üç isim var ki, sinir katsayımı tavan yaptırdılar:
* Anne (Mrs. Bennet): Tek derdi beş kızını da ne pahasına olursa olsun zengin biriyle evlendirmek. O kadar düşüncesiz, o kadar gürültücü ve o kadar yüzeysel ki! Her konuştuğunda yerin dibine girmek istedim. Onun o bitmek bilmeyen saçmalıkları ve görgüsüzlükleri, aslında kızlarının önündeki en büyük engel.
* Baba (Mr. Bennet): Başlarda onun bu "umursamaz ve iğneleyici" tavrı