Dolunay Özdemir

Dolunay Özdemir
@lunapiena
Puan vermedi·328 syf.··
2021 20. kitabı
——Spoiler içeriyor—— Little Women triolojisin okuduğum tek kitabı fakat 2019 yılında çekilen uyarlamasını kitabı okuduktan sonra izledim. Film tüm hikayeyi kapsıyordu. Diğer okurları bilemem ama ben tüm kızlar içerisinde Jo ile kendimi özdeşleştirdim ve Jo ile Laurie’nin arasında çok güçlü bir bağ olduğuna inanarak okudum sonuna dek bu romanı. Kitabı okurken en büyük endişem Laurie’nin diğer kız kardeşlerden biriyle yakınlaşma ve evlenme ihtimaliydi, bunun Meg olabileceğini düşünüyordum. Tüm kitap boyunca böyle bir şey olmadı fakat serinin devamında Jo Laurie’yi reddediyor ve Laurie Amy ile evleniyor. Üstelik Jo Laurie’yi çok çabuk reddettiğini düşünerek ona onunla evlenmek istediğine dair bir mektup yazıyor. Amy ile Laurie’nin evlendiğini öğrenince hemen posta kutusundan mektubu alıyor ve göle atıyor. Laurie’nin Amy ile aşık olarak evlenmediği çok açıktı ve buna o kadar içerlemiştim ki hikayenin devamına odaklanmayı hiç istemedim. Laurie’nin çocuksu ve şımarık bir karakter olduğu, Jo’nun orta yaşlı Alman profesörü daha olgun ve sevgi dolu bir eş olarak seçmesinin doğru bir tercih olduğunu savunan yorumlar var. Bu yorumlara asla katılmıyorum, Laurie yer yer muzip tavırlar sergilese de çok centilmen, düşünceli bir karakterdi. Kızların erkek kardeşi rolünü üstlenmiş, ailenin iyi ve kötü her anında yanlarında olmuştu. Ama Jo tarafından reddedilişini hazmedemeyip kız kardeşiyle evlenmesi gerçekten trajedi. Amy zaten romanda sağlam bulmadığım, ısınamadığım bir karakterdi. Bu hikayenin sonu beni çok yaraladı ve sanırım yazarı affedemeyeceğim..
Küçük KadınlarLouisa May Alcott · Koridor Yayıncılık · 202019,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·400 syf.··
2021 16. kitabı
—-SPOILER İÇERMEKTEDİR—- Kitabın adının “Medyum” olarak çevrilmesinin tüm büyüyü bozduğunu düşünüyorum. Kitabı çok beğenmemin sebeplerinden biri Jack Torrence karakterinin yavaş yavaş evrilmesi ve Overlook ile bir bütün haline gelmesiydi, Jack Torrence’ın evrimi çok başarılı bir şekilde ilerlemişti. Overlook öncesi hayatlarının ve jack ile wendy’nin aile yapısının aktarımı da hikayeyi çok başarılı kılmış. Jack’in Overlook’tan önce de öfke kontrolü yaşayan alkolik ve umutsuz bir karakter olması Overlook’un onu ele geçirecek ve manipüle edecek kişi olarak seçmesinin nedeniydi diye düşünüyorum. Bir İngilizce öğretmeniyken öğrencisini öldüresiye dövdüğü, Danny’nin kolunu kırdığı, Wendy ve Danny’yi nasıl öldürmek istediği, onlardan nefret ettiğini okuduğumuz düşünceleri kan dondurucuydu. Fakat kitabın sonunda Jack, oğlunu tam öldürecekken birden kendine gelip ne yaptığını anladığında Danny’ye “oğlum kaç git burdan” diyor ve otelin kendini ele geçirdiğini anlayıp oğluna zarar vermemek için tokmakla kendi yüzüne vurarak kendini öldürüyor. Kendi içinde çelişmeleriyle sempati duyduğum bir karakter Jack. Danny ise son ana dek babasını kurtarmak istiyor, ondan asla vazgeçmiyor. Kitabın hoşuma giden bir diğer detayıysa balo salonundaki cam fanuslu saat sahnesinde Jack’in ve Danny’nin farklı şeyler görmesi. Danny birbirlerinin özel bölgelerine öpücük konduran bir kız ve bir erkeği görüyor ve bunu mide bulandırıcı buluyor. Burada anne ve babasını gördüğünü anlayabiliyoruz. (Danny kitapta 5 yaşında Freud’a göre fallik dönemde) Jack ise o cam fanusun içerisinde Danny’nin beynini dağıttığını, beyin parçacıklarıyla beraber kanın fanusa sıçradığını görüyor. Kitabı gerçekten o kadar beğendim ki..Kitabı okumadan önce aynı adlı filmini izlemiştim. Kitapla film arasındaki fark bir hayli
MedyumStephen King · Altın Kitaplar · 20217,7bin okunma
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2021 10. kitabı
————SPOİLER İÇERMEKTEDİR.———— Öncelikle kitabın can yayınları çevirisini okumayı tercih ettim çünkü genelde bu konuda başarılı bir yayınevi ama bazı cümlelerde hatalara rastladım. “Annem ağustos ayında bana okula bir mektup yazmıştı” Bu nedir yahu? Bir de kitabın zaten karmaşık bir dili var. Bir paragrafın sonuna gelene kadar kimden söz edildiğini tam anlamadığım kısımlar okudum. Zaten çok karakter var ve kimden bahsedildiği paragrafın son cümlesine kadar net olmayan kısımlar da mevcut olunca bazen dönüp tekrar okumam gerekti. İlk sayfalarda bu olay biraz beni kitaptan soğutsa da kitabın daha çok konsantrasyon gerektirdiğini kabullenip okumaya devam ettim. Ben daha sade dille yazılmış kitaplar okumaya alışmışımdır belki de. İçerikten bahsedecek olursak kitabı okurken önceden bilgim olmamasına rağmen bu olayın gerçek bir vakadan esinlendiğini hissetmiştim. Betimlemeler ve karakterler kurgu gibi gelmemişti bana. Nitekim yazarın vaftiz kardeşinin başına gelmiş bir olayı okumuşuz. Değiştirilmiş birkaç detay var elbette. Yazar, düğüne bizzat katılmamış ve Angela ile Bayardo San Roman yıllar sonra görüşmemiş. Üçüncü olarak kitapta Santiago Nasar ile gelinin bir ilişkisi olup olmadığı asla net değildir. Okuyucuya açık kapı bırakılmıştır. Gerçekte ise gelinin Santiago ile ilişkiye girdiği bilinmektedir. Yazarın eklediği bu detay bence kitabın can alıcı olmasını sağlayan nokta. Okuyucu, Santiago öldürüldüğü için üzgün ve kızgın. Santiagoyla Angelanın bir ilişkisi olmama ihtimali onu daha masum kılıyor, kurban pisi pisine gitmiş oluyor. Okuyucuya daha çekici gelen bir ihtimal. Olay örgüsü bence çok güzel sunulmuştu. Sonunu bildiğin bir şeyi okumanın bu denli güzel olduğunu bilmiyordum. Kasaba halkının cehaleti hafife alınacak gibi değildi. 1951 yılında, Latin Amerikada bir
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma
Puan vermedi·440 syf.··
Beğendi
·
2019 2. kitabı
——SPOILER İÇERİR—— Aynı eve doğuyor iki çocuk. Emir ve Hasan. Hayatları arasında uçurum bulunan iki çocuk da annesiz doğuyor. Bir babaları bir kendileri var bu hayatta. İki çocuğun da yaşayacağı hayat daha doğmadan belli. Emirin içine doğduğu zenginlik, yüksek sınıf, refah ve hasanın içine doğduğu fakirlik, çaresizlik, alt sınıf, ümitsizlik. Ama Hasan’ın babasından gördüğü sevgiye Emir hiçbir zaman sahip olamıyor. Emir’in babası da iyi bir adam ama sevgisini hissetmiyor bir türlü Emir. Babası hem eşini Emir doğarken kaybettiğinden hem de Emir beklentilerini karşılamadığından Emir’e bağlanamıyor. Babasından bir türlü sevgi, şefkat ve onaylanma görememesi Emir’in kişiliğini önemli ölçüde etkiliyor. Hasan ise azınlık etnik kökene sahip, fakir, sayılmayan bir çocuk ve hizmet etmek için yaşıyor olmasına rağmen durumundan her zaman mutlu. Üstelik çok erdemli. Emir asla sahip olamayacağı erdemi, mutluluğu, Hasan’ın coşkusunu içten içe kıskanarak büyüyor. Kendisi daha iyi durumda yaşıyor, okula gidiyor ama okuma yazma bilmeyen Hasan’ı kendinden üstün hissediyor. Bu durumda Emirin babasının payı var. Emirin babası için Hasanın babası Ali çok kıymetli ve dolayısıyla oğlu Hasan da kıymetli. Üstelik daha güçlü ve yetenekli buluyor Hasanı. Yine de Emir ne kadar inkar etse de Hasan onun en yakın olduğu kişi ve Hasanı gerçekten seviyor. Ama aşağı biriyle bu kadar yakın olmayı kabullenemiyor da. Hasan Emiri her zaman kendinden önce tutmaya, kollamaya alışmış ve Emir de önde tutulmaya. Böyle olması gerektiğini öğrenerek büyümüşler. Çok acı bir olay yaşanıyor ve Hasan zor durumda kalıyor. Buna şahit olan Emir kendine de bir şey olacak korkusuyla uzaktan olayı izliyor. Bu tutum bir ölçüde kabul edilebilir olsa da daha sonra Emir “uçurtmam inşallah sağlamdır” diye düşünüyor. Emirin
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2017192,5bin okunma
Puan vermedi·360 syf.··
2020 8. kitabı
———SPOILER ICERIR——— Edebi yönü yetersiz bir psikolojik gerilim romanı. Kitabın hoşuma giden yönü kadın psikolojisini ve çekişmesini yansıtması. Rachel; kendini hiçbir zaman değerli ve yeterli görmeyen ve bunun için bahaneler üreten bir tip. Tom un kendisini aldatmasını ve terk etmesini güzel olmayışına ve kısır oluşuna bağlıyor, bir birey olarak kendini o kadar değersiz görüyor ki Tom un ona yaptığı yanlışların suçlusu kendisiydi ve tom ne olursa olsun mutlu olmayı hak ediyordu. Rachel sadece kendinin değerini bilmemekle kalmıyor, kadın olma kavramından da bihaber. “Dürüst olalım, kadınlar iki şey için değer görür. Görünüşleri ve anne olarak rolleri için. Ben güzel değildim ve çocuğum da olmadığı için beş para etmez biriydim.” Tom ile çocukları olmuyor ve tom Rachel ı aldatıyor ve yeni eşiyle çocuk sahibi oluyorlar. Rachel ın anne olmayı bu kadar önemli bir statü olarak görmesi Tom un onu kısır olduğu için bıraktığını sanmasından ibaret. Rachel bunu kabullenemediği için anne olmayı çok istediğini sanıyor, parkta ve tramvayda çocuk görünce dayanamıyor ama bu Tom ve karısına olan hırsından ibaret. Bebeklerini almaya bile kalkıştığı oluyor bir sefer. Tom’dan gördüğü onca fiziksel ve duygusal şiddete rağmen nefret ettiği kişi Tom un yeni karısı Anna çünkü o Rachel ın elinden her şeyini aldı. Tom ile birlikteyken olan anılarını, o günleri terk edemiyor Rachel çünkü tek başına yetemeyen ve bir kadının bir erkek olmadan eksik olduğunu sanan, tek başına mutlu olamayan biri. Mutluluğun aşktan ibaret olduğunu zannediyor. Birinin ilgisine muhtaç. Tom ile ayrıldığını kabullenemiyor ve tom u sık sık arıyor, ayrıldıktan sonra soy adını bile değiştirmemiş. Kendisi artık ikili bir ilişkiye sahip olmadığı için eskiden Tom ile birlikte oturduğu eve yakın aynı tip bir evde oturan bir
Trendeki KızPaula Hawkins · İthaki Yayınları · 202013,7bin okunma