Senin esmer derinliğin bende olsaydı, korkardım kendimden. Ve seninle bir yolda yürüyor olsaydık, bir sigara almak için yarım dakikacık ayaklansaydım; evet, tam böyle olsaydı, mektuplarımın iki üç günde gelip gittiği bir uzaklıkta, bu uzaklığın iki uç noktasında, parmak uçlarımıza basaraktan gülümsüyor olurduk. Yooo! Karşı gelme! Sen daima gidiyorsun. Gelsen de gidiyorsun, dursan da… Senin esmer derinliğin şiir olsaydı, dünya şiire doyardı. Gözlerin kendin olsaydı, herkesin gözleri kendi olsaydı.. o zaman… her bakışta… İnsan kaybettiği bir şeyi bulmuş gibi sarsılır dururdu. Ve mutluluk çıldırtırdı insanı. Ne zaman? İnsan gözlerindeki yoğunluğu akıtmasını bilmeseydi.
Kendin için, çocukların için, ülken için güzel şeyler ümit ederken, seni biçimlendiren şeyin güzel bir gelecek hayali olduğunu düşünürken, birdenbire kaderinin, güne ayak uyduramamak, gençliğini, geçmişini özlemek ve hızla dönen dünya tarafından hep kenara savrulmak olduğunu görüyorsun.