Konuşmacılardan birisi de ABD veya İngiltere'den gelen Hayrettin Yücesoy idi. Bu zat konuşmasında bir hadis-i şeriften bahsetti. Bahsettiği hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
"Bir zaman gelecek, siz onları o derece taklit edeceksiniz ki, onlar bir kertenkele deliğine girseler siz de gireceksiniz."
Ashab-ı kiram soruyor: "Yâ Resûlallah, onlar dediğiniz Hıristiyan ve Yahudiler mi?"
Resûlüllah, "Ya kimler olacak!" buyurdu.
Hayrettin Yücesoy, bu hadis-i şeriften bahsettikten sonra, bunun aslında hadis olmadığını söyledi ve "Nitekim bu söylenenler gerçeklere de uymuyor" dedi.
Oysa aksine tamı tamına gerçeklere uyuyordu. Bugün Müslümanlardan büyük bir kısmının gayr-i müslimleri tanı tamına taklit ettiğini kim inkar edebilirdi ki?
Neyse...
Bu arada, sorusu olanların konuşmanın sonunda sorularım yazılı olarak sorabilecekleri söylendi. Ben de şöyle bir soru sordum:
"Bahsettiğiniz hadis-i şerif, râvî ve metin tenkidinden geçmiştir. Mevzu (uydurma) hadisler içinde de yoktur. Dolayısıyla hadis ilmine göre gerçek ve doğru bir hadistir. Buna rağmen siz bunun gerçek hadis olmadığın söylüyor-sunuz. Bu durumda siz, hadis ilmine mi itiraz ediyorsu-nuz, yoksa Peygamberimiz'e mi itiraz ediyorsunuz?"
Bu sorumun yazılı olduğu kâğıt önüne gelince, Hayrettin Bey içinden okudu ve soruyu dinleyicilere kendi ifadesine göre aktardı. Fakat aktarırken, benim sorumu adeta konuş-macıya yani kendisine hakaret edercesine sorduğum şekilde söyledi. Bunun üzerine ben oturduğum yerden kalkıp, "Efendim o soru bana ait. Benim ifadelerim öyle değil. Burada beni tanıyan birçok kimse var. Benim öyle bir ifade kullandığımı zannederler. Lütfen benim sorumu yazdığım gibi okuyunuz" dedim.
O da, "Benim aynen öyle yazdığımı" söylediyse de ben israr edip yazdığımı aynen okumasını istedim. O da
Bana aşkınızı bahşettiğiniz için ne kadar mesudum, asla bilemezsiniz! Emin olunuz ki, aşk hakikiyse eğer, masallar da hakikîdir ve onların hakikî olduğuna artık inanıyorum. Lütfen bana istediğiniz masalı anlatınız, inanırım. Cüceleri, büyücüleri, devleri anlatınız, artık inanırım. Beni sevdiğinizi anlatınız, çocuk gibi inanırım. Çünkü güzel gözlerinizden kâğıda damlayan o inci tanesi, benim artık yegâne hâzinem ve onu kalbimde saklayacağım. kalbim artık sizin için atıyor ve sizin için sükûn bulmaya hazır.
Bana kalbim yok gibi davranıyorlar, anne. Kalbimi kırıyorlar.
Ölüyorum, anne. Görmüyor musun?
Görmedin hiç.
Gör, lütfen.
Neden görmedin?
Bende bir fotoğrafın var. O bile yüzüme bakmıyor.
Eğer beni görseydin böyle olmazdı. Beni gör diye çırpınmaz, kendimi paralamaz; kendimden vazgeçmezdim.
Sen olmadan sokaklar, saraylar ve pâyitahtlar boş! Hayat boş! Sen olmadan dünya koskoca bir çöl. Burayı ancak sen bana cennet kılarsın. Lütfen artık yanıma gelin.