n.

n.
@lvehimler
Ben bu ağrıyı kendime meşru kılmışım, eteğimdeki taşları bilmem kaç cihanda dahi dökemeyeceğimi bilirim artık
Yunus peygamber bir balığın değil de bu kökü belirsiz, hafızası yarım yaratıkların midesine düşse ne olurdu düşündün mü? Düşündün mü hiç Allah Yusuf'u neden bir kulun eline düşürmektense attı kör kuyuya? En fenasını gördük seninle tüm kıyametlerin. Biz dağlarda ve çöllerde boğulmadık. Biz bizimle, bizden olanla, kendi elimizle sınandık. Sen boğulan bir şehirsin, yıkılan manastır, bir insanın ağırlığında ezilen mahpus ranzası sonra. Sana söyledim n'olur kul ehline güvenme. Yılan görsen bilirsin zehri nasıl zehirdir. Kurt görsen bilirsin dişi nasıl keskindir. Ama insan aynada gördüğünü nasıl bilecek? Nasıl bileceksin kasığından aktığın o kadının bir gün seni emzirmekten bıkmadığını, elini tuttuğun elin, bir başkasının adını sayıklamadığını ve yanından geçen öylesine birinin, seni durdurup vurmayacağını? Nasıl bileceksin? Kuyu dediğin derindir, deniz dediğin bilmem kaç kulaç, sen bu kendini bilmezleri, yavrum güzelim, ey benim yâr diplerinden keskinim, bunca hırpalanmaya sen kime bileneceksin? Ellerine bak, ellerine. Beyaz, şefkâtli ve titreyen ellerine. Onun bıraktığı ve diğerinin tutmak istemediği güzel çehrene. Bir gece kendini boğmayacağına, kendini nasıl ikna edeceksin? Sana öğretmedim mi? Aydınlıkta karşılaştığın o gölgeyi karanlıkta göremez; seni boğan suyu da yangınına medet beklemeyezsin.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
❝ Eskiden yaşansa dokuz köyü ateşe vereceğin şeylere zamanla kibrit bile yakmıyorsun. Tahammül etmeyi ve şaşırmamayı öğreniyorsun. Artık hiç bir şeye şaşırmadığını fark ettiğin gün büyüdüğünü de fark etmiş oluyorsun aslında. ❞ Nilgün Marmara
“Birinin beni çok sevmesi, benim için pek bir şey ifade etmiyor. Ben daha çok nasıl sevdiğiyle ilgileniyorum. Mühim olan yormadan sevmek, güzel sevmek.”🔗 Frida Kahlo
moliere son yazdığı "hastalık hastası" oyununu oynarken sahnede kan kusmaya başlar, yere yığılır. herkes bunu oyunun bir parçası zannederek ayakta alkışlamaya başlar. moliere alkışlar arasında ölüme gider. kierkegaard ise "meseleler" kitabında şöyle der; " sanırım dünyanın sonu, her şeyin şaka olduğunu sananların yükselen alkışları arasında gelecek." sahnedeysem ve kan kusuyorsam, alkışlamaya devam edin.
"İnsan 16 yaşındayken dünyayı değiştireceğini düşünür.18 olduğunda düşünceleri sert bir kayaya çarpar. 20 yaşına geldiğinde hiçbir şey değiştiremeyeceğini anlar 25 yaşına geldiğinde ise dünyanın onu değiştirdiğini fark eder. Ve insan 25 yaşında ölür, 75 yaşında gömülür." ( Tarkovski )