Yunus peygamber bir balığın değil de bu kökü belirsiz, hafızası yarım yaratıkların midesine düşse ne olurdu düşündün mü? Düşündün mü hiç Allah Yusuf'u neden bir kulun eline düşürmektense attı kör kuyuya? En fenasını gördük seninle tüm kıyametlerin. Biz dağlarda ve çöllerde boğulmadık. Biz bizimle, bizden olanla, kendi elimizle sınandık. Sen boğulan bir şehirsin, yıkılan manastır, bir insanın ağırlığında ezilen mahpus ranzası sonra. Sana söyledim n'olur kul ehline güvenme. Yılan görsen bilirsin zehri nasıl zehirdir. Kurt görsen bilirsin dişi nasıl keskindir. Ama insan aynada gördüğünü nasıl bilecek? Nasıl bileceksin kasığından aktığın o kadının bir gün seni emzirmekten bıkmadığını, elini tuttuğun elin, bir başkasının adını sayıklamadığını ve yanından geçen öylesine birinin, seni durdurup vurmayacağını? Nasıl bileceksin? Kuyu dediğin derindir, deniz dediğin bilmem kaç kulaç, sen bu kendini bilmezleri, yavrum güzelim, ey benim yâr diplerinden keskinim, bunca hırpalanmaya sen kime bileneceksin? Ellerine bak, ellerine. Beyaz, şefkâtli ve titreyen ellerine. Onun bıraktığı ve diğerinin tutmak istemediği güzel çehrene. Bir gece kendini boğmayacağına, kendini nasıl ikna edeceksin? Sana öğretmedim mi? Aydınlıkta karşılaştığın o gölgeyi karanlıkta göremez; seni boğan suyu da yangınına medet beklemeyezsin.