İnsanların kendi aralarındaki yorumlar, hatırlatıcılar ve faaliyetleri düzenlemeye dönük işaretlerin uygulatılması sosyal medya karşısında adeta çözülmektedir. Kamusal ve özel alanlar, mesajlaşmalar, basılan tuşlar ve her gün yediğimiz veya yaptığımız şeyleri gösteren, birçok insanın görüp okuyabileceği mesajlar ve resimlerin bireyselleşmiş alanı içinde bulanıklaşmaktadır. Özel yaşamın kamusal tüketimine dönüşür. Bu özel yaşam içinde çoğu insan, tek derdi gelir reklamı yapmak olan platformlar kullanarak tüketimin parçası olmaktan memnundur. Belki sadece görünür olmak değil, onaylanmak da istemektedirler çünkü insanın yaşam tarzı, görüşü ve alışkanlıkları kendini koruyup doğrulamasını aşan neticeler üretir. Pazarlama hedeflerine giren birer unsur olarak bu tarz kültürler dünyaya bakışımızı biçimlendirir ve bizi tüketicilere dönüştürür. Ve birer tüketici olarak işaretlerin dolaşım sürecinde ilgimizi çekmeye çalışan sert bir rekabet vardır. Ayrıca bizi başka şekillerde de dönüştürebilir. Çevrimiçi ortamda harcanan zaman, veri çıkaracak kaynaklara sahip teknoloji şirketleri için ücretsiz emektir. Bu da söz gelimi yapay zekâ vaadiyle piyasa hedeflemenin sorunlarına getirilmiş bir çözüm olarak satılır. Doğrusu olasılıklar sonsuzdur. Evgeny Morozov bunu şu şekilde ifade etmektedir: "Teknoloji firmalarının verilerimizi ele geçirmek için bağımlılık yapıcı hizmetler yarattığı, bunu sırf yarattıkları bağımlılık sorununa yapay zekâ çözümleri getirmek için yaptığı bir dünyaya nasıl geldik?".
Düzenli bir ortamın yaratılıp korunmasında birer insan olarak hepimizin menfaati vardır. Bunun arkasındaki sebep şudur: Yaptığımız şeylerin büyük kısmı kendimizi içinde bulduğumuz toplumsal ortamlardan öğrenilir ve bu öğrenim başkalarıyla aramızdaki etkileşimler sayesinde birikirken anılar anlatılar ve belgesel kayıtlarla kuşaktan kuşağa aktarılır. Anlayışımızı biçimlendiren, zaman içinde biriken ve sonraki kuşaklara aktarılan eski yargılardır. Buna eşlik eden bilgi ve beceri birikimi, şekillendikleri bağlamlar değişmediği sürece faydalı olmayı sürdürür. Bu uyuşmanın dünyada yarattığı sabitlik sayesinde daha önce başarılı olmuş eylemler bugün ve gelecekte tekrar edildiğinde büyük ihtimalle başarılı olmaya devam eder. Örneğin trafik lambalarındaki ışıkların anlamı herhangi bir uyarı olmadan değiştirilecek olsa nasıl bir yıkımın yaşanacağını hayal edin. Rastgele değişen bir dünyada anılar ve öğrenilmiş dersler insana yön çizip imkân veren bir nimet olmaktan çıkıp, insanın kafasını karıştırıp felç eden bir lanete dönüşür.
Bir kültür, bireyin karşısına adeta doğa kanunları gibi çıkabilir: İnsanın başkaldıramayacağı veya neticede isyanın beyhude bir hareketten öteye geçemeyeceği bir kaderdir.
Kültür şeyleri olduğundan ve normalde olabileceğinden farklı hale getirmekle ve onları bu biçim altında tutmakla ilgilidir. Düzen kurmak için çeşitli olasılıklar arasında hudutlar çizen bir grubun paylaşıp geliştirdiği bir dizi varsayımla nitelenir. Kültür, kendisinden sapan ve kaosa girildiğinin göstergesi sayılan her şeyi ortaya çıkarma, öğretme ve bunlara direnme meselesidir. Bu "tabii düzenin" yerine (yani insanlar müdahale etmediğinde şeyler nasılsa o düzenin yerine) yapay, tasarlanmış bir düzenin konması anlamına gelebilir. Kültür sadece teşvik etmek ve düzen kurmakla kalmaz, değerlendirmelerde de bulunur. Dolayısıyla verimlilik adı altında sayısız işletmeye satılan "çözümler" "doğru" kültürün örgüte sokulmasıdır. Böylece kültür, insanların kendilerini beklentilere uyma becerilerine göre değerlendirmesini sağlayan örgütlerin içine işler. Kültür bu bakımdan, insan olmanın sonucu olarak göreceğimiz bir şeyden ziyade elde edilecek bir şeye dönüşür. Süreç içinde dönüşümlere şekil veren ideallere uygun düşmeyen hatta bunları sorgulayan şeyler, "nitelik", "verim" ve "etkinlik" gibi hedeflere ulaşma gayreti içinde "düzensizlik yaratan" engeller olarak görülüp kolayca kenara atılır.