Hepimiz yaşamlarımızı çözülecek sorunlarla yerine getirilecek görevlerin bir derlemesi olarak düşünecek şekilde tedristen geçeriz. Kimliklerimiz zaman içinde ve farklı mekânsal bağlamlarda edindiğimiz hatıralarla bağlantılıdır. Aynı anda kendimizi, belli güçlerin (enformasyon teknolojisi ve iletişim araçları) hiçbir sınır tanımadığı, düzenli suretle farklı zaman dilimleri ve mekânlar arasında hareket ettiği koşulların içinde buluruz. Bu güçler düzenin hâkim olduğu küçük yerleşkelerle sınırlı değildir çünkü tüm geleceğimize etki ederler. Artık gerekli olan şey, birbirimize bakma, düşünme, iletişim kurma ve hareket etme şekillerimizin dışında hepimizin içinde yaşadığı çevrenin güçlü ve zayıf noktalarını kavramaktır. Bu yeniden düşünme sürecinde, dünyaya bakarken kullanılan mevcut yöntemler, yeni düşünce tarzlarının oluşturulmasını gerektiren yeni koşullar tarafından sorgulanabilirler. Kimisi için bu bir tehdit olabilirken, diğerleri ıçın bağışlanma ve hoşgörü fırsatıdır. Bu koşulların getirdiği bir aciliyet vardır ve bu değişime hazır olmayı gerektirir. Elbette insanlığın kendi tarihsel serüveni içinde sayısız kez içinden geçtiği dönüşüm süreçlerinden daha fazlası değildir.
Araba gibi kişisel özgürlük vaadinde bulunan şeyler, kolektif hareket etme özgürlüğünün kısıtlanmasına ve hem bugünkü hem yarınki kuşaklar için atmosferin kirlenmesine katkı sunar. Ne var ki sorun için önerilen çözümler, genelde daha fazla yolun inşasıdır.
Sosyoloji dünyanın kusurlarını düzeltemez ama onları daha ilişkisel bir tarzla anlamamıza yardımcı olur ve bu sayede insanlığı daha iyi konuma taşıma amacıyla bu anlayış üzerinden harekete geçmemizi sağlar.