Mustafa Gökduman

Mustafa Gökduman
@lvlustafa
Teknoloji ve enformasyon devrimlerinin getirdiği varsayılan, sözde yeni bulduğumuz özgürlükleri kucaklarken dikkatli olmamız gerek: Kimin için özgürlük ve hangi bedeller karşılığında özgürlük?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Anthony Giddens, partnerleri birlikte tutan hisleri tarif etmek için "bitişik/birlikte akan sevgi" terimini, bu temelin üzerine inşa edilmiş ortaklıkları nitelemek için "saf ilişkiler" terimini icat etmiştir. Bitişik sevgi basitçe, belli bir anda partnerlerin birbirini sevdikleri, birbirlerinin çekimine kapıldıkları ve yan yana olmak istedikleri anlamına gelir. Onlar için ortaklıkları zevkli, tatmin edici ve çekicidir. Bununla birlikte bu münasip koşulun "ölüm bizi ayırıncaya dek" süreceğinin hiçbir garantisi veya sözü yoktur. Birlikte akan şeyler birbirinden ayrı da akabilirler. Bitişik sevgi iki kişiye ihtiyaç duyar ama bağın kopması için içlerinden birinin duygularını kaybetmesi yeterlidir. Bitişik duygularla kurulmuş saf bir ilişki, narin ve kırılgan bir yapıdır. Partnerlerden biri asla diğerinden tam emin olamaz. Biri yarın çıkıp aynı hayatı paylaşıyormuş ve birlikteymiş gibi hissetmediğini söyleyebilir. "Daha fazla alana" ihtiyaç duyar ve bunu başka yerlerde ararlar. Ortaklıklar, sonu olmayan bir dizi gündelik testle "deneme dönemi" üzerinde inşa edilmiş ilişkilere benzemeye başlar. Partnerler süresiz taahhütlerle sınırlanmadığı gibi "geleceklerini ipotek altına" sokmadığı için görünüşte manevra özgürlüğü sunarlar. Fakat ödenecek bedel çok fahişmiş gibi görünebilir çünkü bu "özgürlüğü" şekillendiren bitmek bilmez belirsizlikler ve güvensizliktir.
Tüm bunların yanında düzgün insan olmak Hep onurlu kalmak, Anne, bunlar ol'cak Hep sırtımda duan bir de bize borçlu zaman!
İnsanların alışkanlıklarını bilmek, yabancılığın getirdiği belirsizliği azaltır ve böylece insanlardan beklenebilecek şeyleri öğrenmiş oluruz. Bunlar bir şeyler kanıtlama ihtiyacının olmadığı, "gerçek yüzümüzü gösterebileceğimiz ve hiçbir şeyi saklamadığımız yerlerdir. "Ev" dediğimiz şey genelde bunlarla değerlendirilir ve kimseyle kavga etmeden veya bekçilik yapmadan yerimizden, haklarımızdan emin olabileceğimiz, sağlam, sıcak ve güvenli yerler olarak görülür. Bu sebeple evsizlik fiziksel bir barınağın eksikliğinden öte bir deneyimdir çünkü insan Matthew Desmond'un Evicted'ta [Tahliye Edilenler] "bireyliğin kaynağı" dediği şeyden de mahrum bırakılır.
Sosyolojik kavrayış tarihin, yaşam öykülerimizin ve toplumsal yeniden üretimin kesiştiği noktada yatar. Her birimiz eşsiz olduğumuza inanırız ama algılarımızı ve eylemlerimizi, bireyselliğimizin en derin düzlemlerine kadar şekillendirip etkileyen toplumsal çevrelerin parçasıyızdır.