Mesela babam, annem ve yakın aile çevresi bize önce insanları değil, Hz. Peygamber i sevmeyi öğretti. Bu çok mühim bir şey. Şimdi önceliği insan sevgisine veriyorlar.
İnsan sevgisiyle başlarsanız bir yere varamazsınız. Evvela mükemmel, kâmil, ekmel insanı seveceksiniz. Oradan yansıyan bir güzellikle hayata baktığınız zaman tekâmül edersiniz.
"insan, değiştiremeyeceği karşısında, kaderine Rıza göstermeyi bilmeli.....
Hepimiz kırılgan varlıklarız. Hayat hakkında bir düş kuruyoruz, sevdiklerimizle sonsuza dek birlikte olacağımızı, bela ve musibetlerin bize erişmeyeceğini hayal ediyoruz. Oysa hayat yordanamıyor."
Ahlâksızlık ahlâk karşısında oldum olası daha güçlü bir pozisyonda bulunmuştur. İnsan fıtratının aldanma ve bozulmaya olan temayülü onu insanlığın her devrinde geçer akçe kılmıştır. Ateş suyunu tadan insanlar nasıl ki sekr halinden içtinap etmek istemezler, onun gibi, yalan dolan ve hırsızlığa alışan insanlar da kolay yoldan güç sahibi olmanın sarhoşluğundan vazgeçemezler. Yani, bu bir "Önce hüplet, sonra gümlet!" politikasıdır ve harama bulaşan hayatlarımızın burçlarında rasyonalizasyon bayrakları dalgalanmaktadır. Rasyonalizasyon, yani akla uydurma, meşrulaştırma, minareyi çalınca kılıfını hazırlama.
İnsan fıtratında kötülüğe olduğu kadar iyiliğe de temayül vardır; hele ki soyağacınız, iman haritanız yüzlerce yıllık bir merhamet geleneğine yaslanıyorsa. 'Edeb'i anıtlaştıran bir medeniyeti tevarüs eden insanların ateş suyuna alıştırılmaları elbette bir içeriksizleştirme ameliyesiyle birlikte seyreder. Tedrisat bir ahmaklaştırma harekâtına döner, binlerce lise mezunu hayatlarında bir kitabın sahifeleri arasında gezinmeksizin yaşar; kendilerine ezberletilmiş olan derslerin dışına milim taşmadan, hiç soru sormadan... Beyin yıkama çarkları arasında öğütülen insanlar, insanlık durumundan papağanlık durumuna doğru bir tenzil-i rütbeye uğratılırlar.