HINCIMIZI ÇIKARMAK
Puan vermedi·235 syf.··
2025 124. kitabı
Max F. Scheler’in 1912 tarihli “Hınç” (Ressentiment) kitabı, hem bir Nietzsche eleştirisi hem bir Hıristiyanlık övgüsü hem de modern ideolojilere yönelik felsefî bir küçümseme… İlk bölümde, adına hınç denen duygunun ne olduğunu, hangi durumlarda ortaya çıktığını örneklerle anlatıyor. Alman filozof Scheler’e göre hıncı, gücümüzün yetmediği durum veya kişilere duyarız. Bu bakımdan hınç, nefret duygusundan farklıdır. Çünkü nefret’te, iktidarsızlık veya çaresizlik hâli yoktur. Oysa hınç çaresiz, iktidarsız, elinden bir şey gelmeyen bir nefrettir. Ezilenler, ezenlere karşı genellikle hınç duyarlar, nefret değil. Scheler’in bu görüşlerine Nietzsche’den âşinâyız. Nietzsche de Hıristiyanlığın ortaya çıkmasını benzer bir hınç duygusuna bağlar. Ona göre Hıristiyanlık, ezilenlerin ezenlerden aldıkları öçtür. Hıristiyanlığın özünde mevcut olan merhamet, güçsüzden yana olmak, alçakgönüllülük, vb. tavırlar, üstün doğaları gereği bu tavırlara sahip olmayan güçlüleri alt etmek için, sinsi bir silah şeklinde tasarlanarak yüceltilmiş ve benimsetilmiştir. İşte Scheler, büyük saygı duyduğu belli olan Nietzsche’nin Hıristiyanlıkla ilgili bu görüşlerine itiraz eder. “Hınç” kitabının sonraki bölümünde, Hıristiyanlığın Nietzsche’nin tarif ettiği gibi bir din olmadığını, hatta tam tersi değerlerle yüklü olduğunu, söz konusu dinin teolojik ayrıntılarına girerek (dindarca) anlatmaya çalışır. Anlattıklarının özeti; Hıristiyanlığın bireyselci, manevî dünyayı sembolik bir şekilde ifade eden, gerektiğinde uysallığı bir kenara bırakıp kılıcı eline alan, yani Nietzsche’nin düşündüğünün aksi istikamette bir din olduğudur. Kısacası Scheler’e göre Hıristiyanlık, kendisinin tanımladığı hâliyle “hınç” duygusu ile özdeş tutulamaz, çünkü Hıristiyanlık ne “aşırı merhametlidir” ne iktidarsızdır ne de güce
HınçMax Scheler · Alfa Yayınları · 201585 okunma
Felsefenin Temel Kavramlarına Giriş
Puan vermedi·114 syf.··
Beğendi
·
2022 41. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2022 09:47
Felsefe kavramlarla yapılan sistematik bir düşünce etkinliğidir. Şayet bir olgunun veya nesnenin zihnimizde kavramsal bir karşılığı yoksa, o şey hakkında düşünemeyiz. Felsefe kavramlarla yapılan bir düşünce etkinliği ancak her kavram üzerinde bir uzlaşı yok, hatta çoğu kez farklı tahayyüllerle karşılaşıyoruz. Sözgelimi birine göre özgürlük iyiyken başka birine göre kötü; birine göre adalet ve eşitlik iyiyken başka birine göre kötü. Bertrand Russell felsefenin kavramlar üzerine yoğunlaşan bu işlevine eleştiri getirir ve der ki: Kavramların anlamını tartışırken asıl mühim olanları gözden kaçırıyorsunuz, kavramların ne anlama geldiğini tartışmayı bırakın ve ciddi meselelere yönelin. Bu görüşe göre örneğin adil olmak ve adalet ne demek tartışmak beyhudedir, asıl yapılması gereken hangi düzenlemelerle toplumun adaletli yönetilebileceğidir. Russell bu eleştirisinde kısmen haklı ama kısmen de haksız. Evet salt kavramsal tartışmaların olguya etkisi az olabiliyor ancak kavramsal tartışmalar da gerekli, çünkü Russell’ın sandığı gibi insanlar bu kavramların ne demek olduğunu bilmiyor, yani toplum hakkında fazla da iyimser olmamak gerek. Kavramlar bu denli mühimken Bochenski felsefenin bazı temel kavramlarını felsefe dışından olan “sıradan halk” düzeyinde anlatmış ve kavramlara dair temel tartışmalara değinmiş. Elbette her bir kavramı ve kavramlar üzerine her bir tartışmayı ele alması mümkün değil ancak temel düzeyde gayet açıklayışı ve anlaması kolay bir kitap. Yazarın 1958 yılının mayıs, haziran ve temmuz aylarında radyoda yaptığı yarımşar saatlik on konuşmanın metne aktarılmış hali olduğu için kompozisyon olarak da zorlayıcı bir metin değil, bir çırpıda okunabilir. Şimdi biraz da kitapta ele alınan temel kavramlardan bahsedeceğim. 1. YASA Bildiğimiz iki tür yasa var:
Felsefe-Düşünce
Felsefece Düşünmenin YollarıJ. M. Bochenski · BilgeSu Yayıncılık · 20097 okunma