Max F. Scheler’in 1912 tarihli “Hınç” (Ressentiment) kitabı, hem bir Nietzsche eleştirisi hem bir Hıristiyanlık övgüsü hem de modern ideolojilere yönelik felsefî bir küçümseme…
İlk bölümde, adına hınç denen duygunun ne olduğunu, hangi durumlarda ortaya çıktığını örneklerle anlatıyor. Alman filozof Scheler’e göre hıncı, gücümüzün yetmediği durum veya kişilere duyarız. Bu bakımdan hınç, nefret duygusundan farklıdır. Çünkü nefret’te, iktidarsızlık veya çaresizlik hâli yoktur. Oysa hınç çaresiz, iktidarsız, elinden bir şey gelmeyen bir nefrettir. Ezilenler, ezenlere karşı genellikle hınç duyarlar, nefret değil.
Scheler’in bu görüşlerine Nietzsche’den âşinâyız. Nietzsche de Hıristiyanlığın ortaya çıkmasını benzer bir hınç duygusuna bağlar. Ona göre Hıristiyanlık, ezilenlerin ezenlerden aldıkları öçtür. Hıristiyanlığın özünde mevcut olan merhamet, güçsüzden yana olmak, alçakgönüllülük, vb. tavırlar, üstün doğaları gereği bu tavırlara sahip olmayan güçlüleri alt etmek için, sinsi bir silah şeklinde tasarlanarak yüceltilmiş ve benimsetilmiştir.
İşte Scheler, büyük saygı duyduğu belli olan Nietzsche’nin Hıristiyanlıkla ilgili bu görüşlerine itiraz eder. “Hınç” kitabının sonraki bölümünde, Hıristiyanlığın Nietzsche’nin tarif ettiği gibi bir din olmadığını, hatta tam tersi değerlerle yüklü olduğunu, söz konusu dinin teolojik ayrıntılarına girerek (dindarca) anlatmaya çalışır. Anlattıklarının özeti; Hıristiyanlığın bireyselci, manevî dünyayı sembolik bir şekilde ifade eden, gerektiğinde uysallığı bir kenara bırakıp kılıcı eline alan, yani Nietzsche’nin düşündüğünün aksi istikamette bir din olduğudur. Kısacası Scheler’e göre Hıristiyanlık, kendisinin tanımladığı hâliyle “hınç” duygusu ile özdeş tutulamaz, çünkü Hıristiyanlık ne “aşırı merhametlidir” ne iktidarsızdır ne de güce