Mehmet Akif Akman

insanlığın acılarının "yeni bir taraf yok. Yeryüzünde acılar hep oldu. Ama insanlık hep hummalar içinde, çırpınan bir manzara arz etmedi. Dünyanın tümünü kaplayan ve kapsayan çırpınış çağımıza, yüzyılmıza ait. Yeni olan acılar değil, acılar karşısındaki tutumumuzdur.
Sayfa 133·Kitabı okuyor
Reklam
Nesne miyim, özne miyim, kul muyum?
Dile getirmeye çalıştığımız şeyler konuşmaya, yazmaya, işaretlerle anlatmaya başladığımız zaman kaynağından öyle çabuk, öyle değişmeye uğramış halde uzaklaşır ki sonunda or­taya çıkan ifadeye razı oluruz. İfade edilen şe­ye bağlandığımız zaman, yani o ifadenin dış dünyadaki etkisini veri sayarak daha fazla konuda açıklamalara devam edersek artık bir tür bilgisizliği bilgi yerine koymak zorunda kalırız. Bir kez böyle yaptık mı her söylenen kendini bilmezlerin, bilmeden söz edenlerin bozulmuş, bozucu dünyasını kurar.
Halk Müslümanlığı Hakkında
Takip edebildiğim kadarıyla büyük değişme (halkın farkında olarak/olmayarak sekülerleşmesi) 12 Eylül'den sonra, Özal devrinde oldu; serbest piyasa, küresellesme, kalkınma, çağ atlama edebiyatları, göç, eğitim düzeylerinin artması, iletişim imkânları arasında. Şimdi hangi muhafazakâr ve dindar tüccar "Kanaat Tükenmez Bir Hazinedir" levhasıni yahut "er-Rizku Alellah" tablosunu, Rızık-Karınca Duasını patron koltuğunun arkasına yahut işyerine asmak ister? Faizsiz oldukları söylenen finans kurumlarının göğüslerine böyle levhalar asılsa nasıl olur?! Peki güzelce döşenmiş büyük apartman dairelerinde olması istenir mi böyle şeylerin, istense uygun düşer mi?
Sayfa 564·Kitabı okuyor
Din
12 Eylül darbesinin başındaki kişi olarak 1917 doğumlu Kenan Evren'in bile eski harflerle not tuttuğu gazetelere haber olmuştu. Aziz Nesin'in 5 Aralık 1980 gibi geç bir tarihte Necip Fazıl'a eski harflerle yazdığı ve faksimilesi neşredilmis bir mektubu var.
Sayfa 552·Kitabı okuyor
1933 yilinda Çanakkale'de ilkokula başlayan tabip Prof. Süleyman Yalçin o yillara dair bir hatirasini şöyle anlatıyor; "Öğretmenimiz bize sürekli Arap Alfabesi'nin ne kadar kötü, ne kadar öğrenilmesi zor olduğunu söyleyip duruyordu. Bunu zihnimize iyice yerleştirmek adına bir müsamere düzenledi. Biz ögrencilerin sahnelediği oyuna herkesin anne babası davetliydi. Tabii ki bizimkiler de gelmişlerdi. Oyun şuydu; Yerlere atılmış Arap Alfabesi harflerini (Kur'an harflerini) elimize tutuşturulmuş birer süpürge ile süpürüyor, sahnenin dişına atyorduk. Böylece geçmis denen "canavar"in kollarından biri olan [eski] alfabeyi [Elifbeyi] hayatımızdan söküp attığımızın mesajını vermiş oluyorduk. Elimde süpürge bana verilmis görevi yaparken bir ara annemle göz göze geldim. Annemin gözünden oluk oluk yaşlar akıyordu. O an elimdeki süpürgeyi firlatıp atmak, koşarak sahneden inmek istedim. Ancak öğretmenimizin denetleyici bakışları üstümüzdeydi. içim kan ağlayarak devam ettim"
Sayfa 541·Kitabı okuyor
Reklam