Mathilda

Mathilda
@maathilda
İçimde olağanüstü bir his vardı, aynısını yaşamadıkça bilemeyeceğiniz bir his...
İstanbul
17 kütüphaneci puanı
848 okur puanı
Şubat 2018 tarihinde katıldı
9/10
·144 syf.·
2020 3. kitabı
Yola Düşen Gölgeler, hangi yol? kimlerin gölgesi? Uzun zamandır kitaplığımda bekleyen Ve tabi hiçbir kitabı istemediğim gibi Yola Düşen Gölgeleri de bekletmek istememiştim. Fakat zaman takdir edersiniz ki zaman. Zaman muammadır gerçek bir muamma bu sebepten ötürüdür ki bu zamana kadar bekledi bu kitap... Kapağını açtıktan sonra yazarın size özel, belki de bu sadece bana özel, aslında evet bana özel notunu görüyoruz öncelikle bu inceliği için hocamıza teşekkür ediyorum. Nerden nasıl başlasam bilemiyorum, uzun zamandır kitap okuyamadığım gibi inceleme de yazmamanın zorluğunu yaşıyor gibiyim. Aslında bunu sadece yazmak için söylemem daha doğru olur çünkü gerçekten okurken hiç böyle bir şey yaşamadım. Öncelikle kitabımız yakın zamanımızı, akıcı diliyle ele aldığı için sizi içine kolaylıkla çekiyor diyebilirim. Hiç bitmeyecekmiş gibi alıyor sizleri içine başlıyorsunuz yolculuğa. Fakat içinden çıkmak size kalmış, çünkü ben hala Ankaradayım evet Ankara da kaldım, Kızılay Meydanında, Musayı merak ediyorum, “Çokta Tınn Musayı”, Kemali merak ediyorum, en çokta Ömer’i... Ömer benim için okudugum hayatlardan bambaşkaydı bir başkaydı tek başına bir kitaptı Ömer. Sanki daha çok Bosnanın Kalbiydi Ömer. Sonra o mavi otobüsü merak ediyorum dönüş yolunda taşıyacağı yolcuları, o yolcuların bedenlerin büyük gölgelerini. Öyle merak ediyorum ki.. Bir otobüse neler sığar? Mavi bir otobüse, elli yüz yolcudan fazla ne sığabilir, kaç hayat, kaç öykü? İstanbul-Ankara arası kaç kilometre? Yol ne kadar uzun? Hayatlar ne kadar kısa? Bir otobüs, sadece dümdüz bir yoldan mı kişilerden mi ibaret? Gelelim en büyük sorumuza, İyi miyiz? İyi insan nasıl olunur? Bu sorunun cevabını hiçbir zaman tam anlamıyla alamamış olsam bile, ben ne yazık ki bu kitabı okuduktan sonra iyi insan olmadığımı
Edebiyat
Yola Düşen GölgelerMehmet Yılmaz (Samsunlu) · Roza Yayınevi · 2019173 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Karalamaca
8/10
·88 syf.·
2019 36. kitabı
‘’Kırmakla acımak arasında kalınmışlık…’’ Aziz Bey, kibrinin inadının kölesi olmuş. Kendine bile itiraf etmeye korktuğu diğer tüm duygulardan kaçar korkak olmuş. Bir öykü değil bir hayat hikâyesi, kendi içinde kendini yitirmişliğin hikâyesi. Bir hadise… Aziz Bey hadisesi… Kimine göre beyde değildir kim bilir, kimine göreyse başlı başına, duygusuyla fikriyle her şeyiyle tam bir bey! Kitaba sığmamış taşmıştı onun kibri, hayata karşı tutunduğu yaklaşımlar. O hiç kimseye ne mecbur ne muhtaç. Öyle ki her şeyler etrafındaki herkesler ona muhtaç olmalıydı, muhtaçlıktan kastım herkes onun istediği gibi, istediği zaman onları ‘kişileri’ öz hayatının çerçevesine istediği kalıplarda sığdırır, istediği zaman onları çerçevesinden çıkarırdı. Çünkü o Aziz beydi. Karısını sevmek istediği zamanı bile kendi seçmişti… Bknz; ‘’ karısını sevmek istediği zamanı da kendi seçmişti ama karısı yatmıştı işte.’’ S69 İşte Aziz Bey, işte Tamburisi, yoğurulmuş iç sıkıntıları. ‘’Öyle bir aşk bekliyordu ki hayattan, yüzünde birden bire patlayan bir tokat gibi onu serseme çevirsin. Eli ayağı tutulsun, kesilsin. Böyle çarpan aşka aşk derdi Aziz Bey.’’ Öyle de oldu… Maryamı peşinden koşup ardından yuvarlandığı, dağıldığı Maryama âşık oldu. Sonrası karanlık, yolları, yılları karardı Aziz Beyin. Kendiyle birlikte kendinin olan/olmayan her şeye bulaştı karanlığı. Annesine babasına… Vuslat’a, Zeki’ye... Ardına arkasına, yarınına. Sayın Tunç okuyucuları, sizleri de Aziz beyin hayatına davet ediyor, bu güvensiz, umutsuz, romantik öykünün içinde salınmaya çağırıyorum. Nitekim öykünün içinde kayboluşumu bir ben biliyorum. Birde beni çeken Bey, Okurken başucumdan ayrılmayan nöbet tutan bir beydi Aziz Bey. -- Ayfer Tunç’un okudğum 2. Kitabı oldu Aziz Bey, her yönüyle konuşulmaya müsait bir öyküydü. İnsani
Edebiyat
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202416,7bin okunma
8/10
·80 syf.·
2019 18. kitabı
Ruhunun en ince yerini sardıysa korkuların ondan kurtulman olanaksız. “Korku, gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalp, solunum hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu.” Merhaba ben istemediğin korkun. Hastalık gibi nükseden korkularından herhangi biri de olabilir. Çünkü; bir çok şey de beni hissedecek benimle birlikte olacaksın. Kimi zaman hiç sebepsiz yere devreye gireceğim. Ve o zaman huzursuz bir şekilde senin yanında olacağım. Korkularının öyle çok sebebi var ki, ben seni böyle sarmışken ne için korktuğunu unutacak içime hapsolacaksın. Beni fiziksel olarak daha fazla hissedeceksin. Ruhsal olarak ise ben hep içinde uyuma modunda senin bir deviminini bekliyor olacağım. En basitlerinden biri belki, mesela işe geç kaldığın zaman ki korkun olduğumda; o an en çok bedenini ele geçireceğim. Kim bilir elini ayağını birbirine dolayacak, hareketlerine dokunup karıştıracağım. Ruhsal olarakta etkileyeceğim seni elbet ama bu çok fazla olmayacak. Çünkü en basitlerinden birinden bahsediyorum. Telaşa kapılacak patronun tarafından azar işiteceğin korkusuyla yanında olacağım. Üzerinde delici bakışlarıyla bakan iş arkadaşlarının kaygısı da olacak biraz. Belki belki bir iç çekişle rahatlayacak kurtulacaksın benden. Ama belki saydıklarımdan biri dolayısıyla veya başka bir nedenden ötürü daha çok ortaya çıkacağım ruhunu ele geçirişimle seni kendinden soyutlayacak, dış hayatına karşı seni kayıtsız bırakacağım. Yüksek orandaki korkularından biriyle birlikte seninle olduğum zamanlarda ise... İşte bundan burda bahsedemem... çünkü onları böyle basit şekilde anlatamaz, sözcüklere dökemem... çünkü burda söz konusu ruhuna karşı uyguladığım basınç. Birçok
Edebiyat
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022125,1bin okunma
10/10
·80 syf.·
2019 9. kitabı
Olağanüstü bir gecedeyim! Öylesine siyahi öylesine kimsesiz bir gecenin içindeyim Kaçışlarıma sarılmış bir aydınlanma bekliyorum şimdilerde Kendimden, Ruhumun bu donukluğundan, kendimi bana yabancılaştıran bu hissiyatlardan kaçış planları düzenliyorum. Zihnim niçin bedenime itaat etmiyor? Niçin bedenim zihnime itaat etmiyor? Çelişkiler beni daha da derine iteliyor, Öyle bir gecedeyim ki sorgulamalarımın hiçbirine hiçbir yanıt bulamıyorum Beni bu denli kendimle, sevgisizliğimle, nefretimle, öfkemle, bu kadar iç içe bırakan bu kaçınılmaz geceye hapseden olağanüstü güç neydi? Niçin bir davranımda bulunamıyor, zihnimde irdelediğim şeyleri dillendiremiyorum. Kaç kişi yaşıyor şu an benim gibi gecenin kuytu köşesinde kendisiyle içten içe kendi dünyasıyla veyahut bir başkasının dünyasının ağırlıyla. Sorgulamalara bel bükmüş bir şekilde üstesinden gelmeye çalışıyor bu kendinden ödün vermeyen,ölümcül insani yaklaşımların. Olağanüstü bir gecedeyim, soruların yığınlığı karşısında pusuya yatmış olan cevapları arıyorum. Siyahi bir gecede. Olağanüstü bir gecedeyim ve öyle bir ana erişiyorum ki tam anlamıyla sıyrılıp tüm donukluğumdan, belirsizliğimden buluyorum olağanüstü bir gecede kendimi. İşte Zweig bunları böyle ifade ediyor; Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık. Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan, bütün insanları anlar. Sevgili Zweıgcığım seni pek çok severim bilirsin, ama son cümlen için nedense katılamadım sana kim kendini tam anlamıyla anlayabiliyor ki? Bütün insanları anlayabilsin. Buraya kadar kitabı okuduktan sonra yazdığım şeyleri paylaşmış oldum. Kitapta insanın kendi “benliğinin” arayışına çıkması kendinden, kendinde duyduğu rahatsızlıklarından veyahut geçmişinden kaçışını görüyoruz çoğunlukla. İşte ben
Edebiyat
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,9bin okunma
Adalette zaafa yer yok?
9/10
·152 syf.·
2019 2. kitabı
Merhamet: Ağızların iğrenç sakızı! Cellât (Bazen kendin olursun cellat!), Kâtip, Doktor, bir iki gardiyan, birkaç jandarma; hepsi o kadar... sehpanın altında uzun bir masa, yanında bir iskemle, bir de üstünde bir iskemle... Kıpti, masanın üstünde ipi sabunluyor. Tek eksik;Adalet! Geçmişten günümüze var mıdır daha yoksun olduğumuz başka bir şey? Adaletten yoksun olduğumuz kadar neyden yoksun olduk/olacağız? Hala bugün bile bir çok konuda yoksunuz adaletten. Bunun temeli; Vicdanın, merhametin yetersizliği değil midir? Vicdanın yoksa adaletinde yoktur hiçbir mecrada. Merhametin yoksa Reis bey olursun giydirirsin idam yeleğini, kalbin buz çölüne döner! Sonrada erit eritebilirsen buzlarını! Muhtaç olursun, affedilmeye, sıcağa, güneşe.. “Hep, affı bilmemenin açtığı mesafeler... herkesi bu hale birbiri getirdi. Herkes birbirini affetsin!..” Reis Bey, okuduğum ilk Türk tiyatrosu aynı zamanda yazarında okuduğum ilk eseri. Şunca şeyin arasında kitabın su gibi gitmiş olması beni epey şaşırttı doğrusu. Yazarla ilgili sizleri bilgilendirmek isterdim ama ne yazık ki pek bi bilgim yok:) ama eminim sizde benim gibi çevrenizdeki insanların sosyal medya hesaplarının hikaye durumlarında mutlaka karşılaşmışsınızdır NCK ile. :) Kitaba geçmeden önce yazarın başta tiyatro ile ilgili düşüncelerini çok beğendiğimi belirtmek ister ve buraya en sevdiğimi eklemek istiyorum. “Bana sorarsanız, beşerî keşiflerin en büyüğü olarak tekerleği gösteririm. Sanat şekilleri içinde bence en büyük keşif tiyatro... Tekerlek, nasıl, bitmeyen mesâfeler üzerinde sonsuz bit dönüşse, tiyatro da, durmayan zamanın mikâb (küp) biçimi bir kavanoz içinde, bütün madde ve hareket kadrosuyla dondurulması...” Şimdi gelelim tiyatromuza ne diyorduk adalet! Ana meselemiz her ne kadar adalet olsa dahi bunun altında
Edebiyat
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20239,9bin okunma