Genel durum şöyle idi: Halife ve Damad Ferid Hükumeti'nin İngilizlerin maddi yardımlarıyla "polis kuvveti" namı altında oluşturduğu kuvvetler İzmit mıntıkasını işgal etmiş, Geyve Boğazı'na kadar ilerlemiş, Anzavur Ahmed namında Mabeyn görevlisi bir Çerkes'in kumandasındaki bir şirzime (küçük cemaat) de İngiliz Muhipleri ve ya Nigehban Cemiyetleri üyeleri, Hürriyet ve İtilaf mensupları ve daha bunlar gibi birtakım vatansızlardan oluşturulmuş kuvvetler de Bandırma, Kirmastı taraflarında devamlı olarak melunluk yapmakta... İzmir'i işgal etmiş olan Yunanlılar saldırıya geçmişler, Bursa'ya kadar ilerlemiş, hatta Osmanlıların ilk başkenti düşman istilasına uğramış bulunuyor.
Güney'de Adana, Maraş, Ayntab, Urfa ve çevresi Fransız kuvvetleri işgalinde. Oralar halkı özellikle Fransızların korudukları Ermeni haydutlarının canavarca zulüm ve tecavüzleri altında inliyor; nihayet silaha sarılmış nevmidana (ümitsiz) yurtlarını, ırz ve hayatlarını, savunmaya çalışıyorlar. Samsun ve civarındaki Rumlar Pontus istiklali namına harekete geçmişler. Yapmadık zulüm ve düşmanlık bırakmıyorlar.
Doğuda İngilizlerin kışkırtması ile Ermeniler Erivan ve Kars mıntıkasında sistematik bir yok etme siyasetiyle Türkleri katlediyorlar. Memleket dört bir taraftan zulüm, tecavüz ve ateş içerisinde... Bütün bunlar yetmiyormuş gibi Halife Hükumeti, Dürrizade'ye çıkarttıkları mahud fetvalarla memleketin içine ayrıca ateş salmış; saf ve gafil halkı Hilafet'in manevi etkisini kötü kullanarak, fesat çıkararak ve yok sayarak Düzce, Bolu, Bozkır, Konya, Yozgat mıntıkasını adeta kan ve ölüm denizine çevirmişti. Türk'ü Türk'e saldırtıyor, İslam'ı İslama öldürtüyorlardı. Her tarafta ihanet, ihtilal, ölüm ve kan. İhanet o kadar büyümüş, tehlike o dereceye gelmişti ki bir gün mecliste Etlik Sırtları'nda bulut