Shakespeare'in öteki tragedyalannın başkişilerinde, örneğin Lear'da,
Antony'de, Othello'da ya da Macbeth'de duygular ve tutkular ağır basarken, HamJet'de düşüncenin ağır basması, Schlegel'in deyimiyle, bu oyunun bir "düşünce tragedyası" olmasıdır. Bu
düşünce tragedyası Hamlet'in içinde bulunduğu koşullardan değil, doğrudan doğruya Hamlet'in kendi kişiliğinden kaynaklanır.
Bu kişilik ise, birbirine aykırı değişik yorumlara uğrar, hiçbir zaman
açık seçik anlaşılmaz; ne denli derinliğine incelenirse incelensin, hep gizemli kalır. Çünkü yalnız Shakespeare'in oyunlarında
değil, Dostoyevski dahil tüm dünya edebiyatında, Hamlet kadar karmaşık bir insan az bulunur. Hamlet üzerine binlerce kitap ve makale vardır.
Sadece Shakespeare'e bakarsak, Hamlet, Othello, Lear, Macbeth, Coriolanus ve Timon' a mesela, hepsi, dışlanmanın belirtileri olan dayanılmaz ve ölümcül kıskançlıkların, hasetlerin pençesinde kıvranır. Trajik kahraman dışarıda
bırakılmışlık hissine tepki olarak kargaşa yaratır, misilleme yapıp dışlanma problemini onu dışlayanları dışlayarak cözmeye cabalar. Robert Stoller'ın deyişiyle, "travmayı zafere dönüştürmek" isteyen trajik kahraman durumu tersine çevirmeye çalışır.
Dışarıda birakilmak trajedi şeklinde başlar ve Freud'un iddiasına göre, gelişimin ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla, gelişimsel (ahlaki) soru şudur: Dışarıda birakilmanın intikamdan daha iyi bir çözümü var mı?
Daha önce üzerine giydiğin umut sarhoş muydu?
Uyuyor mu o zamandan beri? Ve şimdi uyanıp özgürce bakıyor yaptığına solgun bir yüzle kusacak gibi. Şu andan itibaren öyle sayacağım aşkını da.
Eylem ve cesaretinde, isteğinde olduğun gibi olmaya korkuyor musun? Yaşamın süsü gibi gördüğün şeye sahip misin, ya bir korkak olarak yaşamaya razı mısın kendi gözünde, "Cesaret edemiyorum" lara bırakarak
"Yaparım"ın yerini, balığı çok seven ama ayaklarını ıslatamayan kedi gibi.
Kendini boşuna harcamış olur insan,
Dilediğine erer de sevinç duymazsa.
Yıktığın hayat kendininki olsun daha iyi,
Yıkmakla kazandığın şey kuşkulu bir mutluluksa.