"Ah Romeo, Romeo! Neden Romeo'sun sen? İnkâr et babanı, kendi adını reddet; bu elinden gelmezse, yemin et beni sevdiğine, vazgeçeyim ben Capulet olmaktan."
Yazarın hayalgücü gerçekten muazzam. Yaratmış olduğu Dünya'da iki tane halkın hem birbirlerine hem de ortak bir düşmana karşı vermiş oldukları mücadeleyi anlatıyor. Kendilerine özgü yetenekleriyle gezegenin yabancısı olan Alterralılar ve kendi halkından başka bir halka güvenmeyen Tevarlılar. Ortak bir amaç için birleşecek olan bu iki halkın yaşam kavgası ve imkansız olan bir aşkın hikayesi.
Agatha Christie' nin akıcı ve sade anlatımı, Hercule Poirot karakteri ve gri hücreleri, tanıdığım ilk günden beri beni heyecanlandıran bir karakter, kitabı farklı bir cinayet romanı haline getiriyor. Arkana yaslanıp düşünmeye başlarsan birçok konunun çözümüne ulaşabilirsin.
Kitabı bitirdikten sonra bir kere daha sayfalar arasında gezinmek istedim. Başkomser Nevzat Bey'in nasılda içime işlemiş olduğunu o an anladım. Bir ölümün arkasında bırakmış olduğu insanların hayatlarını nasıl da aydınlatmış olduğunu görünce şaşırmamak mümkün değil. Hiç beklemediğiniz anda beklemediğiniz kişiler yapar ya bir şeyleri, işte bu kitapta tam da o oluyor. Geçerli bir sebebe bile gerek kalmadan birini öldürmüş bulunmak, kalbinin yerini unutmuş bu insanın kalbinde çiçekler açtıran kişinin acısına dayanamayacağı için yaptığını gösteriyor. İstanbul'un arka sokaklarında kişiler değişse de olaylar değişmeyecek ve sonunda masumlar hep zarar görecek. "Saklayacak değilim, kaybetmiş insanları, kazananlardan daha yakın bulurum kendime."
Hz.İbrahim'in (a.s.) hayatından kesitler yer almaktadır. Asıl anlatılmak istenen peygamberimizin eşi olan Hacer'in hayat yolculuğu ve bu yolculukta ki hisleri. Okunmaya değer bir kitap. Aşk ve sevginin ne olduğuna dair insanı aydınlatıyor. Önemli olan hiç görmeden, sesini bile duymadan da aşkını yüreğinde yaşatabiliyor olmak.