hind rajab'ın sesi filmini izledim. o kadar ağlattı ki kesinlikle herkese tavsiye ederim. oradan kalemime şu dizeler yansıdı.
**Kelebeğe Ağıt
**
Helak olsa senden sonra dünya; ne fayda, sen gittin
İnlese inim inim yok olsa zalim; ne fayda, sen gittin
Ne yapsak bitmez bu utanç; özür ne fayda, sen gittin
Dolsa kainat milyarların gözyaşıyla; ne fayda, sen gittin
Renkleri soldu dünyanın; görmek ne fayda, sen gittin
Ağlamak şimdi minik bir kelebeğe; ne fayda, sen gittin
Jeopolitikti sana sebep; yeryüzü kime ne fayda, sen gittin
Alsalar deşerek kalbimizi bağrımızdan; ne fayda, sen gittin
Bize şimdi düşen pişmanlıklar ki ne fayda, sen gittin...
Modernite, insanın teknolojiyi geliştirmesi, sonra da teknolojiyi geliştirdiği için müthiş bir kibre kapılmasıdır. "Ben şunu yaptım, ben bunu yaptım, o halde -haşa- ilahım" demesi... Modernitede bunun getirdiği bir sapkınlık var. Hümanist kültür, en büyük ve en yüksek birim olarak insanlık tecrübesinin merkezine insanı koyuyor, ilahi alanı reddediyor; Allah'ın insandan daha üstün bir varlık olduğunu kabul etmiyor. Bu korkunç bir şey. Geleneğin de ortaya koyduğu gibi, ta Âdem Aleyhisselam'dan beri gelen ve yaşanan her tecrübenin ortaya koyduğu gibi, âlemde bir zihni âlem kadar, hatta ondan daha gerçek bir ilahi alem, gayb alemi var. Bu gaybın, 124 bin peygamberin ve kitapların ortaya koyduğu düsturları ve değerleri var. İnsanoğlu bunu kabul etmemeye başladı. Böylece kendi yaradılış gayesiyle, özüyle, yapısıyla ve fıtratıyla çelişmeye başladı. Dünyanın en büyük felaketi, insanın yaradılış gayesiyle, kendi doğasıyla çatışmaya girmesidir.
İnsan hiçbir sorununu kendi kendine çözemez. Modern dünya, bize sorunlarımızı kendimizin çözmesini telkin eder. Halbuki insanların bir mürşide, bir eğiticiye, bir rehbere ihtiyacı var. Bunu yapabilecek kimse, kişinin geçtiği o yolları geçmiş bir kimsedir ve bunun geleneksel kültürümüzde birikimi vardır. Kendi sorununu kendi çözmeye kalkan insan, tıpkı dolap beygiri gibi, ömür boyu aynı noktada dönebilir. Hz. Mevlana'nın ifadesiyle, "Bir mürşidle bir adımda atılan adımı, normal insan üç ömürde geçemez." Onun için insanlar her şeyi kendi benlikleri ile çözeceklerini, bilhassa kendi akıllarıyla aşabileceklerini düşünmektense, daha kolay ve emin yolların da olduğunu bilmeliler. Akıl planında takılı kalmak, insanoğlunun akıldan daha da üstün, sevgi gibi melekeleri olduğunu fark etmemek ne acı!
Nefsini devamlı darlığa, menfiliğe mahkum eden insan hasta olur. Bunu hep yanlış söylüyorlar; ruh hasta olmaz, nefis hastalanır. Ruh ulvidir, nefis aşağılık. İnsanı menfi noktalara çeker. Bu hasta egomuz, dünyayı bize zindan eder; yaşadığımız bütün olayları, negatif açıdan bize gösterebilir. Haksızlıklara uğradığını zanneder. İnsanı, hayatın saçma olduğu sonucuna götürebilir bu tür hezeyanlar. Çünkü şeytani bir etki altındadır nefs. Nefsimiz bizi daraltır ve menfi bir alan içine hapsederse, buna karşı uyanık olup daima bir 'acaba' sorusunu sormak, bir de müspet telkinlerde bulunan unsurlarla yakınlık kurmak gerekir.