Murat Adatepe

Murat Adatepe
@madatepee
şu kalbime dert diye yuva yapan kim? kitapyurdu.com/kitap/yasamak-s...
327 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
İnsan hiçbir sorununu kendi kendine çözemez. Modern dünya, bize sorunlarımızı kendimizin çözmesini telkin eder. Halbuki insanların bir mürşide, bir eğiticiye, bir rehbere ihtiyacı var. Bunu yapabilecek kimse, kişinin geçtiği o yolları geçmiş bir kimsedir ve bunun geleneksel kültürümüzde birikimi vardır. Kendi sorununu kendi çözmeye kalkan insan, tıpkı dolap beygiri gibi, ömür boyu aynı noktada dönebilir. Hz. Mevlana'nın ifadesiyle, "Bir mürşidle bir adımda atılan adımı, normal insan üç ömürde geçemez." Onun için insanlar her şeyi kendi benlikleri ile çözeceklerini, bilhassa kendi akıllarıyla aşabileceklerini düşünmektense, daha kolay ve emin yolların da olduğunu bilmeliler. Akıl planında takılı kalmak, insanoğlunun akıldan daha da üstün, sevgi gibi melekeleri olduğunu fark etmemek ne acı!
Reklam
Nefsini devamlı darlığa, menfiliğe mahkum eden insan hasta olur. Bunu hep yanlış söylüyorlar; ruh hasta olmaz, nefis hastalanır. Ruh ulvidir, nefis aşağılık. İnsanı menfi noktalara çeker. Bu hasta egomuz, dünyayı bize zindan eder; yaşadığımız bütün olayları, negatif açıdan bize gösterebilir. Haksızlıklara uğradığını zanneder. İnsanı, hayatın saçma olduğu sonucuna götürebilir bu tür hezeyanlar. Çünkü şeytani bir etki altındadır nefs. Nefsimiz bizi daraltır ve menfi bir alan içine hapsederse, buna karşı uyanık olup daima bir 'acaba' sorusunu sormak, bir de müspet telkinlerde bulunan unsurlarla yakınlık kurmak gerekir.
Namaz; çok ilginç, kalb, idraki açan bir şey. İnsanın sadece aklıyla değil, duyum ve sezgileriyle de yaşamaya başlaması, bütün melekelerini kullanması, duygularını da seferber etmesi demek. Burada asıl, tahayyülî hayat canlanıyor. Kuru akıldan daha öteye gidiliyor ve sevgi canlanıyor. Siz dua ederken, derunî bir âlemle bağ kurmaya çalışıyorsunuz. Bu sizin melekelerinizi geliştiriyor. Çalıştırmadığınız birtakım unsurlar varlığınızda harekete geçiyor ve bu çalışmanın getirdiği yeni bir tür verim ortaya çıkıyor. Zihninizin verimi hızlanıyor ve artıyor. Daha ahlâklı bir mahlûk haline gelmeye başlıyorsunuz.
Kafka'nın Dönüşüm'ünde anlattığı Gregor Samsa, bir sabah kalkar ve bakar ki hamamböceği olmuştur. Zavallı modern insan, gerçekten de, inancını kaybettiği için bir hamamböceği haline gelmiştir. Nerede evliya dediğimiz insanlar, nerede hamamböcekleri! Modern insanlar, kendilerini hamamböceği şeklinde biliyorlarsa, evliyalar âlemin gözbebeği, bütün âlemin en muktedir, en şerefli mahlûku olarak yaşıyorlar.
Ümmete katılmak, cemaatlere katılmak, bizim ülkemizde yaşayan bazı dünyevi yazarların sandığı gibi, zorlayarak gerçekleşmiyor. Zaten iman etmiş insan, ister bir dağın başında yaşasın, isterse bir atölyede çalışsın, yani fiziki olarak nerede bulunursa bulunsun, bir üst âlemle kurduğu bağdan dolayı ümmete katılmış olur. Meselâ ben bu mekânda maddi olarak yalnızım ama manevi açıdan, şu anda bütün ümmet etrafımda. Evet, ben şu anda ümmetin ortasındayım. Yalnız başıma bir odadayım ama kalbimin beni temasa soktuğu bir muhteva var. Kalbimle zihnimin birleşmesinden doğan zenginlik, bütün bir ümmetle manen bağ kurabilmemi sağlıyor. Manen, ikinci bir zenginlik ise içe bakışla başlıyor. Tasavvufa göre insan, âlemin gözbebeği ve bir makrokosmoz sayılıyor. Tasavvuf hayatında asıl büyük âlem, insandır. O yüzden de bizatihi kendine, içine bakman gerekiyor. İnsanın kendini tanıması, yavaş yavaş, birçok ülke, birçok toplum, birçok kıta kadar zengin olduğunu fark etmesini sağlıyor. Bu da çok büyük bir verim ve bereket getiriyor.
Reklam