Bağır, çağır, hırpala yalnız öyle bakma. Gözlerini gözlerime yasaklamış gibi bakma. Başımı öne eğdirmek için bakma. Kendinden mahrum ettiğini söyler gibi bakma. Ön yargılarını öldür ve bir kez olsun ben olduğum için bak. Nefretini köreltip bir kez baksan, anlayacaksın nasıl ateşler içinde kavrulduğumu. Ne denli konuşmak isterken beni susmaya mahkum ettiğini anlayacaksın.
"Dur artık, üzerime fırlattığın şu nefret dolu bakışlarından vazgeç. Gardımı indirdim, öldüreceksen öldür fakat böyle bakma artık. Sanki sana zulmetmişim gibi bakma, ben yalnızca kendime zulmederim. Gitmemi istiyorsan varlığıma sen son ver. Her an sancıyan bir yürekle baş başa koma beni. İnsanlar koyma aramıza. Kapatma sana giden sokakları. Yalnızca sen ve ben. Ne olacaksa olsun artık."
"Beni boğan bir şeyler var burada. Anladım, benlik değil buralar. Bu sancıların sebebi nedir bilmiyorum. Geçecek mi? Sanmıyorum. Buna dair en ufak bir umut taşımıyorum. Belki de dünya bundan ibarettir: sancılar ve sanrılar. Her an üzerime hücum eden anlamsız cisimlerin hiddetinden kaçmaya çalışıyorum. Göğsümde anlam veremediğim bir sancı var. Bir yumrukla vurup oradan atmak istiyorum onu. Neyse, dünya bu kadar, ötesini beklemek yersiz bir hayalden fazlası değil."