Kitaplığımda öylece duran birkaç defa başlayıp ilk başlarda sıkıldığım için ilerleyemediğim ve okuyamadığım ama ilerledikçe evden çıktığım zamanlarda “evde bir şeyimi unuttum” hissini yükleyebilecek kadar bütünleştiğim, hatta son bölümünde bitmesin diye okumaya kıyamadığım bir kitap “ Kinyas ve Kayra”. Bu ikilinin adı nerede kullanılırsa kullanılsın:
kitap adı, davetiye kapağı veya magnet önce Kinyas yazılmalı. Çünkü Kinyas , Kayra’ yı toparladığı gibi hikayeyi de toparlayan ve ilerleten onca acımasızlığın, vahşetin ,kuralsızlığın içinde hala bir insani yanı bulunan, hayata ışık yakabilen karakter. Asla Kayra’yı da yabana atamayız tabi ki. Kendisi çok zeki, çok kurnaz, çok acımasız ve çok vicdansız. Güzel duygulardan tamamen uzaklaşmış, acı çektirmekten zevk duyan kişi. Aralarındaki kilometrelerce mesafeye rağmen hala Kinyas’ın kulağına fısıldayarak Kinyas’ ı Kinyas yapan. Kinyas’ın içindeki şeytanı canlı tutan, Kendi hayatına çöktüğü gibi Kinyas’ın da hayatına çökebilen,extrem bir karakter.
Kitap cinayet - alkol- uyuşturucu - cinselliği merkeze alan gerçek bir yeraltı edebiyatı ve psikolojik macera niteliğinde.Bu niteliğe bilinç akışı tekniğini de ekleyerek uyumulu bir kombinasyon oluşturmuş yazar.
Hakan GÜNDAY’ın, kurgu romanındaki iki karakterin bu kadar zıt ve bu kadar bağlı olması,kullandıkları her cümlenin her iki karakter için kendine has bir yapısının olması, romanın kurgu değil de gerçek bir yaşam öyküsü olduğunu düşündürüyor. Sanki gerçekten de Kayra Meksika’da karşılaştığı Hakan GÜNDAY’a Kinyas’ın ve kendinin zihinlerini boşaltmak için birbirlerinin kafalarına silah dayayarak yaşadıkları her şeyi yazmaya başladıkları yazıları Anita yardımıyla göndermiş gibi.
ilk bölümü “Kinyas, Kayra ve Hayat” biraz ilerledikten sonra,her