Məhəmməd İmanov

[15] Biz bu tür bilgilerin (fenn) geçersiz kılınması üzerinde ayrıntılı olarak durmayacağız; çünkü bu hiçbir yarar sağlamaz. Kim ki bunu geçersiz kılmak için tartışmaya girişmenin dinin gereği olduğunu sanırsa, dine karşı suç işlemiş ve onu zaafa uğratmış olur. Zira [astronomiye dair] bu meseleler, hiçbir şüpheye yer bırakmayan geometri ve matematik kanıtlara dayanmaktadır. Ay ve Güneş tutulmasının vaktini ve süresini sebepleriyle birlikte haber verecek kadar bu meseleleri iyi bilen ve delillerini inceleyen kimseye "Bu tavrın şeriata aykırıdır" denildiğinde, sözkonusu kimse kendi bilgisinden değil, şeriattan şüphe eder. Hâlbuki şeriatın öngörmediği bir yöntemle şeriata yardıma kalkışanın ona verdiği zarar, kendi yöntemiyle şeriata zarar vermek isteyenin ona vereceği zarardan daha büyüktür. Nitekim "Akıllı düşman câhil dosttan daha iyidir" denilmiştir.
Sayfa 7·Kitabı okudu
Din
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
[14] İkinci kısım, [filozofların] dinin ilkeleriyle asla çatışmayan ve peygamberlerin -Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun- doğruladığı şeylerle zorunlu bir ilgisi bulunmayan konular üzinerine yaptıkları tartışmalardan ibarettir. Mesela, onların "Ay tutulması, Ay ışığını Güneş'ten aldığından, yerkürenin Güneş'le Ay arasına girmesi sonucu Ay'ın ışığının kararması olayıdır. [Yani] yer yuvarlaktır ve gök onu her yandan kuşatmıştır. Ay yerin gölgesine rastlayınca Güneş ışığından yoksun kalır" şeklindeki görüşleri ile "Güneş tutulmasının anlamı, Ay'ın, bakan kimse ile Güneş arasına girmesi demektir; bu ise Ay ile Güneş'in aynı zamanda iki düğümde (ukdeteyn) birleşmesiyle gerçekleşir" şeklindeki görüşleri gibi.
Sayfa 6·Kitabı okudu
Din
Allah'ın yarattığı şu âlemde, geleneksel olarak inandığı hakkı bırakıp herhangi bir bilgi ve araştırmaya dayanmaksızın bâtılı tasdike koşan kimsenin seviyesinden daha düşük hangi seviye olabilir?! Halkın en budalası bile bu onur kırıcı çukura düşmekten uzaktır. Çünkü onların mayasında, sapıklara benzeyerek zarif görünme sevdası yoktur! Budalalık kurtuluşa, keskin zekâdan; körlük de selâmete, şaşı bakmaktan daha yakındır.
Sayfa 2·Kitabı okudu
Din
Onun bu ağır eleştirilerinde ne derece haklı olduğu hususu o günden bugüne din-felsefe ilişkileri üzerinde araştırma yapan teolog, filozof ve felsefecilerce tartışılmış ve hâlâ da tartışılmaktadır. Bu konudaki değerlendirmemizi başka bir çalışmaya erteleyerek burada şu hususu önemle belirtmeliyiz: Tarihin şahit olduğu bu müstesna şahsiyet engin bilgisi, derin vukufu, keskin zekâsı ve coşkun imanının verdiği özgüven ve samimiyetin sonucu olarak hiçbir meseleye peşin hükümle yaklaşmamış; aksine ele aldığı problemi bütün boyutlarıyla inceleyerek hakkını vermeye çalışmıştır. Bunu gerçekleştirmek üzere hasmının o konudaki görüşlerini delilleriyle birlikte aktarır, hatta o görüşleri olağanüstü güzellikteki üslübuyla daha anlaşılır bir tarzda ifade eder; sonra da onları teker teker inceler, irdeler, eleştirir; bu arada zaman zaman polemiğe başvurduğu ve alaycı ifadeler kullandığı da görülür. Bilindiği gibi İslâm düşünce ve kültür tarihinde bir dönüm noktasını ifade eden Gazzâlî yalnız filozofları değil, kendisi bir Eş'arî kelâmcısı olduğu halde yeri geldiğinde kelâmcıları ve fukahâyı da eleştirmekten çekinmemiştir. Hatta din açısından ideal bir hayat tarzı olarak benimsediği tasavvufu ve döneminin sûfilerini de acı bir dille eleştirdiğine şahit olmaktayız. Bütün bunlar onun sahip olduğu ilmî zihniyetin ve samimi dindarlığın doğal bir sonucu sayılmalıdır. Yukarıda değinildiği üzere o günkü İslâm toplumunun içinde bulunduğu olumsuzluklar karşısında bir çıkış yolu arayan ve İhyâu ulûmi'd-dîn adlı meşhur eserinde ortaya koyduğu proje ile yeni bir uyanış ve diriliş hareketi başlatmayı hedefleyen bir öncü şahsiyetten beklenen de herhalde bu olmalıdır.
Din
Gazzâli Tehâfütü'l-felâsife'de filozofların görüşlerini sorgulayıp eleştirirken kendisinin herhangi bir tez ortaya koyma niyetinde olmadığını, yalnızca "sorgulayarak ve reddederek" karşı çıkacağını, gerektiğinde onların kullandığı polemik yöntemine başvurarak kendilerini sıkıştıracağını, bunu yaparken de sadece Eş'arilerin değil bütün kelâmí mezheplerin görüşlerinden yararlanacağını açıkça belirmektedir. O, eleştirilerine konu olarak yirmi mesele tespit etmiş, bunlardan on bir tanesinde filozofların iddialarını çürütme ve geçersiz kılma anlamında "ibtâl", altısında âciz bırakma ve köşeye sıkıştırma anlamında "ta'cíz", iki meselede filozofların ortaya koyduğu kanıtların yetersizliğini belirtmek üzere "acz", bir meselede ise aldatmacaya başvurduklarını ifade etmek için "telbís" terimlerini kullanmıştır. Bunlar gelişigüzel ifadeler olmayıp ele aldığı meselenin kendi amacı bakımından taşıdığı önemi ve konunun ağırlığını göstermek üzere bilinçli olarak seçilmiş terimlerdir. Bu yirmi meseleden on yedisinde filozofların görüşlerini yetersiz ve hatalı bularak bunları "bid'at" sayan Gazzâlî, âlemin ezelîliği, Allah'ın sadece küllileri bildiği ve âhiret hayatının ruhaní olduğu tarzındaki iddialarından dolayı ise onlar hakkında ağır bir ifade olan "tekfir" kelimesini kullanmıştır.
Din